Yeni Normal ve Ötesinde İş ve İstihdam

Source: gpointstudio / Shutterstock

2020, neoliberal sistemin sekteye uğraması ile sosyal ve ekonomik alanlardaki eşitsizlik temelli kırılmaların ve huzursuzlukların kaçınılmaz bir şekilde artarak bizi alternatif yaşam hikayeleri üzerinde daha yoğun bir şekilde düşünmeye iten ilginç bir dönem.  Birkaç ay içerisinde tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs sosyal ilişkileri, politik gündemi ve özellikle de ekonomik dengeyi geri dönülmez bir şekilde sarsmıştır. Özellikle hızlı bir şekilde düşüş gösteren ve belli sektörlere yığılan talep ile arz-talep dengesi bozulmuş, bu durum ise işsizliğin ve güvencesizliğin sektörler arasında eşitsiz bir şekilde dağılmasına sebep olmuştur. Her geçen gün artan vakalar ile beslenen belirsizlik ise geleceğe yönelik beklentileri karanlıkta bırakmaktadır. IMF’nin ve Birleşmiş Milletler’in son raporlarına göre (2020) küresel büyümenin %4,9 oranında düşmesi, yoksulluk ve cinsiyet eşitsizliği gibi pek çok sosyal sorunu körüklemektedir. Dahası, bu raporlarda yaklaşık 40-60 milyon ve belki de daha fazla kişinin aşırı yoksulluk ile karşı karşıya kalacağı öngörülmüştür. Küresel ticaretin gerilemesi ile aşırı yoksulluk kapanına düşecek kişilerin bu süreçte gelirlerinin %60’ını kaybetmiş kayıt dışı ekonomide hayatta kalmaya çalışan güvencesiz işçiler olacağı tespit edilmiştir. Büyüyen yoksulluk kapanı ile eğitimde ve beslenmede çürüyen kalite toplumsal tabakanın üst kesimlerini aynı şiddette etkilemese de özellikle cinsiyet, etnik köken, yaş ve engellilik durumu üzerinden şekillenen eşitsizlikleri genişleterek tehdit etmektedir.

Pandemi dönemine yönelik bu görece dar perspektif ekonomik durumu özetler niteliktedir, peki iş ve istihdam bu durumdan nasıl etkileniyor? Artan işsizlik elbette ekonomik, sosyal ve politik gündemlerin merkezinde fakat bunun yanında altta kalan birkaç meselenin daha odağa taşınması gerekiyor. Bu meseleler güvencesizlik, emeğin eksik ve verimsiz kullanımı ve emeğin düşük katma değeri gibi başlıklardan oluşuyor.

Güvencesizlik

iş güvencesizliği
People photo created by jcomp – www.freepik.com

Güvencesizlik, çalışanın iş güvenliği ve pratikleri üzerinde söz sahibi olamaması nedeniyle çalışanı düşük ücret ve statüye hapseden bir olgudur. Kayıt dışı ekonomide çalışan ve sigorta kapsamına girmeyen ya da düşük ücretli mavi yaka işlerde çalışan pek çok güvencesiz kişi herhangi bir güvenlik garantisi olmaksızın işten çıkarılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu gibi daha düşük ücretle de çalışmaktadır. Dahası, insanlar fiziksel ve ruhsal sağlıklarının daha büyük bir tehlikeye atılacağı şartları kabul etmek zorunda kalmaktadır. İşsizlik kadar tehlikeli olan bu durum çalışanların yaşam standartlarını yalnızca hayatta kalmaya yetecek şekilde ayarlamalarına neden olmakla birlikte (Bourdieu’nun terminolojisine başvuracak olursak) en çok ekonomik ve sosyal sermayelerinin gelişimini kısıtlayarak yoksulluk kapanının gelecek nesilleri de içine alacak şekilde yeniden üretilmesine katkıda bulunmaktadır.

Emeğin Eksik, Verimsiz Kullanımı ve Emeğin Düşük Katma Değeri

İş, emek verimsizliği
Business vector created by rawpixel.com – www.freepik.com

Emeğin eksik ve verimsiz kullanımı ve bu emeğin düşük katma değeri ise neoliberal kapitalizmin en büyük sıkıntılarından biri sayılabilir. Emek arzının talebi ile dengelenememesi servis sektörü başta olmak üzere tüm sektörlerdeki çalışanların eğitimi ve becerileri ile uyuşmayan işlerde talep ettiklerinden daha düşük ücretlere ve çalışma saatlerine razı gelmelerine ya da iş gücünden dışlanmalarına neden olmaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün raporuna göre (2020) emeğin eksik kullanımı olarak tanımlanan bu durum bugün yaklaşık 470 milyon kişiyi etkilemektedir. Özellikle ekonomik anlamda gelişmiş ülkelerde servis sektörünün kademeli genişlemesi ekonomik büyümeye katkı sağlamış olsa da müdürlük gibi çeşitli beyaz yaka pozisyonlarının hızla artması ekonomik katkıyı ve verimliliği düşürmüştür. Antropolog David Graeber tarafından yazılan Zırva İşler (“Bullshit Jobs: A Theory”) kitabı bu duruma ilginç bir ışık tutmaktadır. Graeber’ e göre unvanların, aracı şirketlerin ve servis sektörü çalışanlarının artan sayısı beraberinde iş bölümünün çalışanların kapasitesinin oldukça altına düşecek şekilde parçalanmasıyla çözümlerin artışı değil evrak işlerinin artışı meydana gelmiştir. Bu durum özellikle alt ve orta kademelerde yapılan işin amacının bulanıklaşmasına ve anlamını yitirmesine de neden olmuştur. Yaptıkları işin herhangi bir sosyal katkısı olduğunu düşünmeyen kişilerin çoğu, aldıkları eğitim ve sahip oldukları beceriler ile uyuşmayan şirket pozisyonlarında kendilerini kapana kısılmış hissetmektedirler. Geleneksel ve tek yönlü eğitim sisteminden kopup gelen ve gelmeye devam eden genç kuşaklar için bu durum en çok sosyal ve kültürel sermayelerin gelişimini kısıtlamaktadır. Bu durumun en can alıcı noktası ise emek verimsizliğinin esneklik ve sözleşme temelli çalışma şartlarına odaklı Post-Fordist ekonomiyi ileri gidebilmesi için ihtiyaç duyduğu yaratıcı yeniliklerden mahrum bırakmasıdır. Elbette bu durumun sadece iş dünyasında geçerli olduğunu düşünmek yanlış. Graeber akademi dünyasının benzer sebeplerden ötürü hantallaşan ve üretken düşünme kapasitesini sınırlandıran bir ortam olduğunu da ileri sürmüştür. Demek oluyor ki bu kişiler üretme baskısının altında ezilmelerine rağmen yaratıcı çözümler ve fikirler üretme kapasitelerinin sınırlandığı bir tür meslek kapanına girmektedir. Bu durum güvencesizlik kavramının yeniden yapılandırılmasını gerektirebilir. Graeber’in kitabında bahsettiği üzere bürokrasiyi yaratan, yalnızca bürokrasiye hizmet eden ve sözde çözüm geliştiren mesleklerde çalışan kişiler ne yönetim ne de üretim süreçleri üzerinde söz sahibidirler. Bu tür bir yabancılaşmayı deneyimleyen çalışanlar küresel ticaretin önemli ölçüde azaldığı ve şirket hacimlerinin düştüğü pandemi döneminde işsizlik riski ile karşı karşıya gelmektedir. Dahası, bu meslek kapanında kapasitelerini geliştiremeyen kişilerin emek arzının talebinin üzerine çıkmaya devam ettiği, işe alınma kriterlerinin her geçen gün sıkılaştığı, teknolojik gelişmelerin ve esnekliğin pek çok pozisyonun temelini sarstığı bir servis sistemi de meydana gelmektedir. Bu servis sektöründe çalışanların statülerini koruyacak şekilde yer bulmaları ise oldukça zorlaşmaktadır. Bu durumda orta sınıf olarak tanımlanan kesimin önemli bir bölümünün toplumsal tabakanın aşağılarına doğru çekilmesiyle güvencesiz ya da prekarya sınıfının çeşitleneceğini ve genişleyeceğini öngörmek mümkün.

Böylece hangi sektörde olursa olsun ya da yakasının rengine bakılmaksızın çalışanların güvencesizliklerinin yeniden üretilerek kapasitelerini geliştirmelerine, gerçekleştirmelerine ya da üzerine çıkmalarına izin verilmediği ve büyüyen sorunlu bir sistemin içinde kendimizi bulmaktayız. Bu duruma ek olarak pandemi döneminde iş güvencesinin iyice kırılganlaşması ve iş deneyiminin sosyal, ekonomik, politik ve çevresel etkileri ile bireyler ve toplumlar arasındaki eşitsizlikleri artırması büyük bir değişime neden olacaktır. Bununla birlikte, “yeni normal” olarak adlandırılan dönemde iş pratiklerinin, ahlakının ve örgütsel yapılanmaların bu değişime girdiği ve ilerleyen süreçte de girmesi gerektiği söylenebilir.

Üretim faaliyetlerini destekleyen gelişim odaklı politikaların, düzgün iş oluşumunun, yenilikçi yaratıcılığın, girişimciliğin, küçük ve orta ölçekli girişimlerin desteklenmesini hedefleyen İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme amacı (Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, 8. amaç) beklenen değişimin garantisini veriyor gibi gözükmektedir. Fakat iş dünyasındaki ve eğitim sistemindeki kalıpların yıkımını gerektiren bu değişimin nasıl gerçekleşeceği, gerçekleşme ihtimalinde yeni normal ve ötesini kapsayan dönemlerde ne kadar etkili olacağı meselesi şimdilik belirsizliğin ardında kalmaktadır. Yeni filizlenmeye başlayan çözüm odaklı ve sosyal -çevresel değer üretmeyi hedefleyen girişimler bu değişimin öncüsü olacakmış gibi gözükse de kurumların ve sistemin köklerine inen bu sorunun çözümü göründüğünden daha zorlu olacaktır.

KAYNAKÇA

IMF. (2020). A Crisis Like No Other, An Uncertain Recovery.

International Labour Organization. (2020). World Employment and Social Outlook. Geneva:

Graeber, D. (2018). Bullshit Jobs: A Theory. Simon Schuster.

United Nations. (2020). Putting The UN Framework for Socio-economic Response to COVID-19 into Action: Insights.

United Nations Sustainable Development Goals:. Sustainable Development Knowledge Platform: https://sustainabledevelopment.un.org/sdg8 adresinden alındı