‘Mekân’ın Birey, Zaman ve Kimlik Üzerinden İncelemesi

Bireyin yaşam döngüsü; başladığı, ilerlediği ve bir gün sonuna geldiği tek bir çizgiymiş gibi görünebilir. Zaman böyle bir şey; geri döndürülüşü olmayan. İnsana hep ileriyi düşünmeyi amaçlatan.Ardışık’lık bir kuralmış gibi. Oysa Urry’nin de dediği gibi, gerçekleri bizden saklayan zaman değil, mekândır (Işık, 1994: 8-9). Zamanın aksine mekân, nerede başlayıp nerede bittiği, hangi yöne gittiği belli olmayan tüm çizgilerin bir aradalığıdır. Orada gerçekleşenler ard arda değil, yan yanadır. Eş zamanlıdır.

Öyle bir çağdayız ki aslında, herkes hayatının krokisini zamansal kategorilere oturtmanın peşinde. Herkes, bulunduğu yeri anlamaya zaman kaybedemeyecek kadar bir yerlere yetişme çabası içinde. Olmaya çalıştığımız, ya da olmaktan kaçındığımız kişiyi nereye koyduğumuzun bir önemi yokmuş gibi. Oysa birey, her mekânda aynı kişi olabilir mi? Bu yazı; farklı sonuçların, farklı zamanların ürünü olmadığı yeri konu almaktadır. Amacı; bireylere, çoğu zaman pek bir göz ardı ettikleri ‘mekân’ deneyimini sorgulatmaktır.

Mekân ve İnsan

Coğrafi bir sorgulama olarak başlayan mekân olgusu, ilk insandan beri cevabı aranan bir sorudur aslında. Bir zamanların geometrik, fiziksel, hatta oldukça matematiksel mekân hesapları, günümüzde epey karmaşık bir hal almıştır, öyle ki, politika, ekonomi, psikoloji, sosyoloji, felsefe gibi pek çok alanın ilgi odağı olmasının yanı sıra artık mekân, oldukça mistik anlam ve arayışlara ortak olmaya başlamıştır. Bu yüzdendir ki, geçmişten günümüze sayısız tanımlamalara tabi tutulmuştur bu kavram, ve aslında birbirinden oldukça bağımsız olan tüm bu tanımların ortak bir merkezi vardır: İnsan.

İçinde yüzdüğümüz denizin aksine, Mars’ın yüzeyinden bir mekân olarak bahsedemeyiz. Çünkü fiziksel olarak bir yerlerde bulunan, canlı ve dinamik olan her yeri aynı zamanda ‘mekân’mış gibi düşünemeyiz. Mekân, içinde onu algılayabilecek ve şekillendirebilecek nesnelerin bulunmasına muhtaç bir düzlemdir. İnsana rağmen var olan bağımsız bir oluşum değil de, insan ile birlikte oluşan, dönüşen ve değişendir. Dolayısıyla her yer, Mars’tan çok daha yakın yerler bile, aynı zamanda bir mekândır, diyemeyiz.

Aynı şekilde, aslında birçok ‘yer’in zamanla aynı ve sabit kalışı da, ‘mekân’ın değişip farklılaşmasına engel değildir. Tam olarak bu yüzden de, Lefebvre’e göre mekan esnek ve özneldir (Alaeddinoğlu & Yıldız, 2011). Fiziksellikten öte zihinselliktedir; var olan değil, zihinde belirendir. Ve tabii ki, bireyin bir yeri algılayış biçimi, yaşayışı ve imgeleyişi; kişisel, toplumsal, coğrafi, ekonomik, ideolojik vb. birçok süreçten etkilenir, ki mekân aynı zamanda, tüm bu süreçlerin de yaşandığı yerdir. Yani mekân ve insan, paradoksal bir sürecin içinde etkileşir dururlar. Diğer bir ifadeyle; mekân da, insan da, birbirlerini aynı döngünün içinde ve karşılıklı olarak yaratırlar. 

Mekân ve Zaman

Antik Yunan döneminden beri mekân, zamanın önüne geçemeyen ve hep ikinci sıraya itilen bir konu olmuştur. Aristo’ya kadar fizikçiler ve matematikçiler, mekân kavramını hep ‘sabit ve değişmeyen’ olarak, Aristo ise mekânı formdan ayrı tutup, ‘madde dışı’ olarak tanımlamıştır. Descartes, mekânın yükseklik, genişlik ve derinlikten oluşan üç boyutu olduğunu öne sürmüş; Kant da bunun üzerine, mekânı duyu organlarımızla algılayamayacağımızı ve onu anlamanın yolunun sezgilerimiz olduğunu savunmuştur. Mekânı anlamaya çalışırken aslında birçok düşünür, insanı ve insanın öznesi olduğu her olayı saf dışı bırakan tanımlar akışına sürüklenmiştir.

1960lı yıllar, tüm bu tanımlamaların sosyal, toplumsal, siyasal ya da kültürel hiçbir olayın ya da değerin düşünülmediği yönünde eleştirilerin başladığı zamandır. Lefebvre’i takiben Harvey, Facoult ve Tuan gibi isimler başta olmak üzere, çeşitli düşünürler, dönemlerin bölgesel, ulusal ve küresel hareketlerine dikkat çekerek zamanı, bu olayların yaşandığı ve yaşanmadığı; hatta bir yerlerde yaşanıp başka yerlerde yaşanmadığı sayısız varsayıma ayırdılar. Tarihselcilik yaklaşımı olayları sıralı bir şekilde analiz etmek konusunda ısrarcıyken; onlara göre, gerek bireylerin, gerek toplumların tercih ve kararları, zamanın değil, mekanın bir sonucuydu. Ve zaman, mekân da sanki kendisi gibi tek ve bağımsızmışçasına herkesi yanıltıyordu. Giddens’a göre mekân, bireylerin zaman ile eşgüdümlü hareket akışını bozabilecek nitelikte bir düzenektir. Ona göre, şimdiye kadar sadece zamanda hareketlilikleri incelenen bireysel ve toplumsal olayların, mekandaki hareketlilikleri çok daha karmaşık ve tehlikelidir (Giddens, 1994).

David Harvey, belki zaman-mekân etkileşimlerini çözümlemek üzerine en fazla kafa yormuş isimlerden biri olarak, zaman geçtikçe mekânın etkilerinin deforme olması durumunu ‘zaman-mekan’ sıkışması olarak açıklar (Alaeddinoğlu & Yıldız, 2011). Küreselleşme ile birlikte aslında birbirinden farklı, birbirinden özel her mekân, tüketilmek için üretilen ve ekonomik bir değer getirdiği sürece var edilen yerlere dönüştüler. Böylece üretim-tüketim piyasasının her alanında olduğu gibi, mekân da ‘tek tip’ olma yoluna saptırıldı, ve zamanla daha da ‘aynı’laştı. Böyle bir sürecin içinde birey, git gide kendini zaman ve koordinatlar aracılığıyla tanımlayamaz hale geldi, ve gündelik hayatın inanılmaz hızlandığı, erişimin inanılmaz kolaylaştığı bu yeni düzende fotoğrafını çekip geçtiğimiz mekan git gide silikleşti.

Mekân ve Kimlik

Bireyin kimliksel arayışları ve kendini bulma çabası, hayatı süresince karşılaştığı ‘ötekiler’ ile etkileşimi doğrultusunda süregelir. Mekân da, tüm bu karşılaşmaların yaşandığı yerdir (Aslanoğlu, 1998: 219). Harvey’nin de ifade ettiği gibi, kapitalist modernizasyon ile temposu oldukça hızlanan ekonomik ve toplumsal süreçler, bireylerin kimlik gelişimini ve ilişkiler sistemini de aynı oranda belirsizleştirmiştir. Ulaşımın, erişimin, elde etmenin gittikçe hız kazandığı bu çağda mekâna duyulan merak azalmış, mekânsallaşmada farklılıktan ziyade standartlaşma kazanmıştır. Birbirinden farkı olmayan mekanlar, birbirinin aynısı bireyler üretmeye başlamıştır.

Zaman kaybetmemeye bu kadar odaklanmışken, ve küresel sektörlerin hızına bu denli yetişmeye çalışırken tam olarak algılayamadığımız mekanları tasarlıyoruz. Sonra da içlerinde yaşamaya çalışıyoruz. Küresel çağda bir yerlere ait hissedebilmek gün geçtikçe daha da zorlaşıyor. ’Kimliksizleşme’, birey aslında kendi ürettiği & hayal ettiği mekâna yabancılaşabilecek kadar yolunu kaybettiğinde başlıyor.

Son notlar

Bu kadar hayatın içinde ve insan ile iç içe olan ‘mekân’ olgusu, insanın kendisi gibi, insanı konu alan bilimlerce de dışlanmış ve görmezden gelinmiştir aslında. Bireyin uyuduğu, yemek yediği, kararlar aldığı, kararlar uyguladığı, vazgeçtiği ya da hayaller kurduğu mekân, ya da tüm bunların mekânın neresinde gerçekleşiyor oluşu, her saniye yeni bir olasılığa kapı açar. Böylelikle mekân, bireyin zamanda ilerlettiği lineer yolculuğa; zihin, deneyim ve kimlik oluşumları üzerinden sayısız şerit değişimi katar. Oğuz Işık’ın da dediği gibi: ‘‘Bir olgunun orada, burada ya da herhangi bir yerde gerçekleşmesinin çok farklı sonuçlara yol açabileceğini anladığımızda mekânın önemini kavramaya başlayabiliriz.’’ (Işık, 1994). Ve içinde bulunduğumuz -ya da bulunmadığımız- mekânın bilincinde yaptığımız her seçim ile daha gerçek olur kimliğimiz. 

Kaynakça ve İleri Okuma

Alaeddinoğlu, F., Yıldız, M. Z. (2011). Küreselleşme Çağında Değişen Mekân Algılayışları. https://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/YILDIZ-Mehmet-Zeydin-YILDIZ-ALAEDD%c4%b0NO%c4%9eLU-Faruk-K%c3%9cRESELLE%c5%9eME-%c3%87A%c4%9eINDA-DE%c4%9e%c4%b0%c5%9eEN-MEK%c3%82N-ALGILAYI%c5%9eLARI.pdf adresinden alındı.

Giddens, A. (1990). Modernliğin Sonuçları. Çeviri: Kuşdil, E. (2018). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

https://www.researchgate.net/publication/335798681_Anthony_Giddens_Modernligin_Sonuclari_Kitap_Ozeti adresinden alındı.

Özkaya, A. (2019). Çoklu Mekân Anlayışı: Mekanın Post-Pozitivist Yönüne ve Gündelik Kavramlara Bilimsel Bir Bakış.

https://evrimagaci.org/mekan-nedir-yer-nedir-8031 adresinden alındı.

 

Ecem Engin
ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama 4. sınıf öğrencisi. Felsefi ve mimari alanlara ilgi duyar. Yürüyüş yapmayı, fotoğraf çekmeyi ve yolculukları sever. Mevsimi kış, rengi sarıdır. İçinde her zaman kırsala karşı bir özlem taşır.