Omelas’ı Terk Edip Gitmek

Masalsı Bir Mutluluk: Omelas Halkı


Ursula K. Le Guin, Omelas’ı Terk Edip Gidenler öyküsünde, felsefenin yıllardır tartıştığı etik bir çelişkiyi, yazar tarafından kurulan distopik bir dünyada anlatıyor. Le Guin’in yarattığı evrende Omelas halkı, dünyanın en mutlu halkı olarak betimleniyor. Omelas halkı istedikleri her şeye sahip ve “hüzün” kelimesi, onlar için sadece bir olgudan ibaret. Barbarlık, kötülük yok Omelas’ta; varoluşun ızdırabı bile insanlığın küçük bir kusuru onlar için. Omelas, insanların her istediklerinin bulunduğu, her şeyin muazzam bir şekilde gerçekleştiği bir yer olmamasına rağmen Omelas halkı, yani dünyanın en mutlu halkı, naif bir sevgi ile donanmıştır. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Omelas halkı masalsı bir mutlulukla yaz şenliğini kutlar, eğlenir, mutluluklarına mutluluk katar. Fakat bu hikayede bilinmeyen bir şey var; Omelas halkı bu mutluluğunu, bir binanın bodrum katında hapsolmuş küçük bir çocuğa borçlu.

Omelas halkı bu çocuğun orada olduğunu biliyor, onu görmeye geliyor, ona tiksintiyle bakıyor ve sonra mutlu hayatlarına geri dönüyorlar. Halk kendi mutlulukları için çocuğun orada olması gerektiğinin farkında; tüm kentin mutluluğunun ve güzelliğinin o çocuğun ıstırabına bağlı olduğunu bilir. Bunu doğuştan bilmiyorlar tabi ki, Omelas’ta çocuklar 10 yaşına geldiğinde bu durum onlara anlatılır, ardından onu görmeye gidip büyük bir tiksinti ve korku duyarak evlerine geri döner.  Halk, çocuğun oradan çıkarılmasının etik olarak doğru olduğunu bilir; fakat bu, Omelas’ın mutluluğunun kaybolması anlamına geldiği için bu düşünceden her zaman vazgerler. Çocuk ise bir umutla bodrum katındaki soğuk odasına gelen ziyaretçilere haykırıyor: “İyi biri olacağım, lütfen beni çıkarın burdan!”. Artık çocuk için özgürlüğün çok geç olduğunu sürekli kendine hatırlatan Omelas halkı, kendini avutup kendi hayatlarına bakmaya devam eder.  Kimi zaman, bazı insanlar bu kötü düşünceyi kaldıramaz, Omelas’tan çıkar ve yürürler. Gittikleri yerin mutluluk ve huzur dolu olmayacağını bilseler bile, Omelas’ı terk edip giderler.

Le Guin ve Omelas Halkının Kurbanı

Le Guin’in yarattığı dünyada, Omelas halkı çocuğa kötü davranmaz; çocuğu yok sayar. Halk, isteklerine yanıt vermez ve onu “ait” olduğu yere, yani bodruma veyalnızlığa terk eder. Le Guin, Omelas halkının bunu dini inanç için yapıp yapmadığını belirtmez, fakat oluşturduğu evrende çocuğu bir kurban olarak gösterir.

“Kurban” kavramı, aynı zamanda kutsal olanı da tanımlar ve var olmuş neredeyse bütün dinlerde bulunur. Bu yüzden, din felsefesi için önemli olan kavramlardan biridir. Şiddeti ritüelleştirmek olarak da yorumlanan kurban kavramı, toplumlar tarafından şiddetin doğru kanala aktarılması için bir araç olarak da tanımlanmaktadır (Smith, Doniger,1989). Omelas evreninde de şiddet ve kurbanın doğru kanala aktarılması nedeniyle mutluluk buldukları görülebilir.

Omelas’ın Günah Keçisi


Omelas halkı, bir nevi aralarından bir tane günah keçisi seçip, günahlarını onun üzerinden yansıtır. Günah keçisi kavramı, aynı zamanda bütün semavi dinlerin temelini oluşturan bir hikâyeden geliyor: İbrahim’in hikayesi. Nasıl ki İbrahim, oğlu İshak’ı Tanrı için kurban ederken bunu İshak günahkâr olduğu için yapmıyorsa, Omelas halkı da çocuğu, onu toplumdan sapma olarak gördüğü için bodruma kapatmıyor. İbrahim, oğlu İshak’ı kurban edeceği esnada Tanrı tarafından indirilen bir koyun (farklı çevirilerde kuzu veya koç olarak görülebilir) sayesinde, “günah keçisi” (scapegoat) kavramı ortaya çıkıyor.

Rene Girard, kurban etme ritüelinin 2 aşamadan oluştuğunu savunur: ilk olarak toplumda bulunan bir bireyin “günah keçisi” olarak seçilmesi, ikinci olarak da bu ritüelin, başka bir araç ile, yani yerine koyarak gerçekleştirilmesi (Smith, Doniger, 1989). Kurban, aynı zamanda kutsal olduğu için, toplumun birliğini bozmamak amacıyla bu ritüelin bir hayvan üzerinden gerçekleştirilmeye devam ettiğini savunur Girard. Omelas halkı ise, toplumda yaşayan bir bireyin tüm toplum için öldürülmesinde bir yanlışlık görmez çünkü bodruma kapattıkları çocuk, onlar için kutsal bir yere sahip değil. Omelas halkının bu Faydacı (Utilitarian) düşüncesi, hikâyenin bir etik tartışmaya bağlanmasına neden oluyor.

.

Omelas’ı Terk Edip Gitmek

Le Guin, ahlak felsefesinin temel sorularından birini usta bir şekilde işler hikayesinde: “Tüm halkın mutlu olması için bir insanın üzülmesi mi tercih edilmeli, yoksa hiçbir insan toplum için bir acıya mahkûm edilmemeli mi?”. Omelas halkı, her gün yüz yüze geldiği bu ahlak tartışmasında, kendileri için en iyi olanı, yani çoğunluğun mutluluğunu tercih eder; bir insanı mahkûm etme pahasına. Fakat bazen, bir iki kişi çıkıyor bu durumda mutluluğu tercih etmeyen, onlar da Omelas’tan uzaklara doğru yol alır. Le Guin’in de dediği gibi: “Nereye gittiğini biliyor gibiler, Omelas’ı terk edip gidenler.”

Kaynakça

Doniger, W., & Smith, B. (1989). Sacrifice and Substitution: Ritual Mystification and Mythical Demystification. Numen, 36(2), 189-224. doi: 10.1163/156852789×00045

 Le Guin, U. (1993). The ones who walk away from Omelas

Deniz Özyurt
Orta Doğu Teknik Üniversitesi 3. Sınıf Sosyoloji öğrencisi. Antropoloji ve felsefe konularına ilgilidir. Analog fotoğraf çeker, tiyatroda oyunculuk yapar, müzik yapar ve tam zamanlı olarak hayvan sever.