STANFORD HAPİSHANE DENEYİ VE ABD’DE ARTAN POLİS ŞİDDETİ: GEORGE FLOYD ÖRNEĞİ

Philip Zimbardo 1971 yılında ”İnsanın kötü eylemleri gerçekleştirme sebebi nedir?” sorusuna yanıt aramak için psikoloji tarihinin en karanlık, en çarpıcı ve üzerine en çok konuşulan deneylerinden biri olan Stanford Hapishane Deneyini düzenledi. Sosyal normların nasıl oluştuğuna; sosyal yaftaların, statülerin, beklentilerin insan üzerindeki etkileri üzerine yanıtlar aradı. Yakın zamanda polis şiddeti dolayısıyla öldürülen George Floyd’un örneğinde Stanford Hapishane Deneyi ve bize kazandırdığı ”üniforma etkisi”, sosyal roller gibi kavramlarla cevaplar verilebileceğini açıklamaya çalışacağım.

Philip George Zimbardo kimdir?

Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nün onursal profesörü olan Philip G. Zimbardo; Yale Üniversitesi, New York Üniversitesi ve Kolombiya Üniversitesi’nde de öğretim üyesi olarak çalışmıştır. Yürütücüsü olduğu Stanford Hapishane Deneyi (1971) ile hem akademik dünyayı hem de popüler kültürü etkilemiştir. Yaratım sürecinde yer aldığı ve sunuculuğunu üstlendiği “Discovering Psychology” adlı 20 bölümlük belgesel serisinin hem ulusal hem de uluslararası düzeyde pek çok lise ve üniversitede ilgi görmesinden dolayı “Psikolojinin Yüzü ve Sesi” olarak da anılmaktadır. Zimbardo, 350’den fazla akademik ve popüler makale ile farklı türlerde 50 kitap yayınlamıştır.

Stanford Hapishane Deneyi nedir?

Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölümünün alt katına, gerçeğine benzer şekilde düzenlenmiş bir hapishane hazırlandı. Gazeteye ilan verilerek belirli bir ücret karşılığında gönüllü olmak isteyenlerden 75 başvuru geldi. 9 mahkûm, 9 gardiyan, üçer kişi de yedek olmak üzere içlerinden 24 kişi seçildi. Bu kişiler tıpkı silahlı soygun ya da hırsızlık yapmış suçlular gibi evlerinden çıkarılıp sokak ortasında üstleri aranıp ters kelepçe takılarak hapishaneye getiriliyordu. Deneyin gerçekçiliğini üst düzeyde tutmak için Palo Alto polis departmanından yardım alan Zimbardo’nun kendisi de deneyde hapishanenin müdürü rolündedir. Mahkumların saçlarını kestirmiş, çırılçıplak şekilde üstlerini aratmış, bit ve pireye karşı ilaçlatmıştır. Mahkumlara numaralar verilmiş, bu numaralarla fotoğrafları çekilmiş ve bundan sonraki süreçte mahkumlara isimleri yerine hep bu numaralarla hitap edilmiştir. Gardiyanlara ise herhangi bir eğitim verilmemiş, limitleri aşmamak kaydıyla serbest oldukları söylenmiştir. Gardiyanlar ve mahkumların bağ kurmaması ve duygularını karşıya aktaramaması için gardiyanlara aynalı güneş gözlükleri takılmıştır.

Deneyin ilk günü gece ikide gardiyanlar sayım gerçekleştirmiştir. Sayımlarda gardiyanlar otorite kurmak için kurallara uymayanlara şınav çekme cezası verip diğer mahkumlardan onların sırtlarına oturmalarını istiyorlardı. Henüz ikinci gün mahkumlar hapishanede isyan başlattılar. Üzerlerindeki numaraları yırtıp, gardiyanlara hakaret ederek gardiyanların müdahale etmemesi için barikatlar kurdular. Nöbetleşe çalışan gardiyanlar birbirlerini fazla rahat davranmakla suçladı, mahkumları çırılçıplak soyarak isyana şiddetle karşılık verdiler ve isyanın elebaşı olarak gördükleri kişi ayrı bir hücreye kapatıldı. Sadece şiddetin mahkumları yıldıramayacağını düşünen gardiyanlar isyana katılmayan üç mahkûm için ayrıcalıklı hücre yaptılar. Ayrıcalıklı hücrede kalan mahkumlar kıyafet, yatak ve banyo avantajlarından yararlandılar. Diğer mahkumların gözü önünde yemek yediler. Bazı zamanlarda ayrıcalıklı hücrede kalan mahkumlar değiştirilerek diğer mahkumların gözünde muhbir olabilecekleri imajı yaratılıyordu.

İsyandan sonra gardiyanlar arasındaki grup bağlılığı, dayanışma arttı ve deney bir güç mücadelesi haline geldi. Daha birkaç gün önce birbirini tanımayan üniversite öğrencisi gençler onlardan oynamaları istenen rollerin etkisiyle şimdi birbirlerinden korkuyor, tuvalete gitmek için bile izin istiyor hatta geceleri tuvaletlerini kovalara yapıyorlardı. İki hafta sürmesi planlanan deneyin henüz 36. saatinde 8612 nolu mahkûm sinir krizleri geçirip ağlamaya başladı. Sayımda buradan çıkış olmadığını tıkılıp kaldıklarını ve gerçekten tutuklandıklarını dile getiriyordu. Daha sonra bu mahkûm çıldırma emareleri gösterince deneyden çıkarıldı. Zimbardo gelen şikayetlere ise ”Oğlunuz bunları kaldıramayacak kadar zayıf mı?” şeklinde cevaplar vererek ailelerin de zihinleri üzerinde ”baskı” oluşturuyordu. Gardiyanlar çıkan mahkûmun toplu bir kaçış hazırlığı yaptığını düşünerek mahkumlara tuvaletleri elleriyle silme cezası verdiler.

Zimbardo tıpkı gerçek hapishanedekiler gibi bir gün hapishaneye rahip getirtti. Rahip, mahkumlara onlara avukat tutabileceğini söyledi ve işin ilginç yanı ise mahkumlardan bazıları gerçek bir hapishanede olmadıkları halde sadece bir deneyin içinde olmalarına rağmen bu teklifi kabul ettiler. 416 nolu mahkûm deneye sonradan katılır ve diğer mahkumlar ona hapishaneden çıkamayacağını söyleyince açlık grevine başlar. 1 saat olan hücre cezasında 3 saat tutulur. Diğer mahkumlara battaniyelerini verirlerse hücredeki mahkûmun serbest kalacağını söylemelerine rağmen hiçbir mahkûm buna yanaşmaz.

İki hafta sürmesi beklenen deney bazı ailelerin avukat tutması ve işin çığırından çıkması nedeniyle 6. günde sonlandırılır. Bu durumda bir diğer önemli etken de gündüzleri kameralarla izlenen hapishanede geceleri ise gardiyanların kameraların görmediği kısımlarda mahkumlara cinsel tacize varan işkenceler yapmaları olur. Zimbardo durumu değerlendirirken ”Sadece birkaç kişi güç karşısında ahlaki değerleri korumayı başarabilmişti ve ben kesinlikle bu güçlü bireylerden biri olamadım.” der. Deneydeki herkes rollerini benimsemiş adeta gerçeklik algılarını kaybetmişti.

 

ABD’de Artan Polis Şiddeti ve Grup İçinde Sosyal Roller

25 Mayıs 2020 tarihinde bir ihbar üzerine gelen polis memuru Derek Chauvin kelepçeli şekilde yere yüz-üstü yatırdığı Afro-Amerikalı şüpheli George Floyd’un boynuna 8 dakika 46 saniyeboyunca diziyle bastırarak ölümüne sebep oldu. Olayı tanıklar cep telefonlarıyla kaydettiler. Floyd’un defalarca “Nefes alamıyorum!” dediğini gösteren video kayıtları medyada yayıldı. 2014’te meydana gelen benzeri olayda 43 yaşındaki Afro-Amerikalı Eric Garner, kaçak sigara sattığı gerekçesiyle New York polisi tarafından boğazı sıkılarak gözaltına alınmaya çalışılmıştı. Defalarca Nefes alamıyorum!” diye yalvaran  Garner, yere yatırıldıktan sonra fenalaştı. Ardından ambulansla hastaneye kaldırılırken yolda hayatını kaybetti. Olayı soruşturan jüri, Garner’ın boğazını sıkarak ölümüne neden olduğu 33 yaşındaki Daniel Pantaleo’nun yargılanmasına gerek olmadığı yönünde karar vermişti. Yine aynı dönemde Missouri Ferguson’da Afro-Amerikalı genç Michael Brown’ı silahla öldüren polise, jüri tarafından takipsizlik kararı verilmesi bizlere Stanford Hapishane Deneyini hatırlatmaktadır.

Grup, kişinin bireyselliğinden uzaklaştırıldığı ve ona yeni bir kimliğin verildiği bir eritme potası gibidir. Grup üyesi olmayan kişilerde kişisel çıkarlar ön planda iken; grup üyelerinde ise kişisel çıkarlar önemini yitirir. Grup aklının rüzgârıyla kişiler, önceliği grubun varoluşuna, gruptaki konumlarını korumaya verirler. Bir kişi kendisi gibi üniforma giymiş kişileri diğer insanlardan farklı görmeye başlar. Ortak bir aidiyet duygusu oluşur. Sorumluluklar azalır, davranışlarda bütünlük oluşur. Birey, var olan rollere adapte olur. Floyd’un ölümüne sebep olan polis memuru Chauvin’in şikâyet kaydında, ikisi kınama mektubu olmak üzere disiplin departmanında sonuçlanan toplam 18 şikâyet vardı. Biri ölümcül olan toplam 3 polis saldırısına karışmıştı. Chauvin ve benzeri birçok polis, içindeki bulundukları sosyal rollerin de etkisiyle yüzlerce olaya karışıyor. Olayların çoğunda ise bu polisler hakkında soruşturma kararı çıkmıyor, karar çıkanlar ise görevden alınmıyor.

Güç, yetki ve denetimsizlik insanın karanlık taraflarını açığa çıkaran kavramlardır. Gruplar bireylere yeni özellikler vermesi bakımından önemlidir. Yeni konumu bir kazanç olarak gören bireyler, o kazancı kaybetmemek için ya da o kazanımın kaynağı olarak gördükleri grupsal üyeliği muhafaza etmek için her şeyi göze alabilmektedir. ”Normali” grup belirler ve denetimsizlik ”normalin” sınırlarını zorlayabilir. Bireyler grupsal normali bireysel normallerinin üzerine koymaktadır. Devam eden bu durum kişinin bireysel kimliğini gün geçtikçe eritmekte ve grup kimliği ise hayatın her aşamasında etkin olmaya başlamaktadır. Toplumu anlamak için önce davranış bilimlerini anlamak gerekir. Polis, insanların grupların davranışlarını kontrol altında tutarken kendi davranışlarını da kontrol altında tutabilmelidir. Sıradan bir insana mutlak güç verildiğinde, nasıl ki gardiyanlıktan bir caniye dönüşebiliyorsa denetimsiz bir polis gücü de yanlış ellerde George Floyd’un öldürülmesi olayı gibi birçok şiddet olayına sebep olabilir.

Hulusi Özdemir
1998 Denizli doğumlu. Akdeniz Üniversitesi Psikoloji Bölümü 4. Sınıf öğrencisi. Genellikle psikoloji, tarih ve politika alanlarıyla ilgilidir. Kamp yapmayı sever, iyi bir Beşiktaş taraftarı.