Türkiye’deki kadın sığınmaevleri neden artık koruma sağlamıyor?

Çeviri: Tuğçe Bayır

Popüler bir aktörün yüksek profilli ev içi şiddet davası kadına yönelik şiddetin kabul edildiğini, hatta söz konusu güçlü erkekler olunca savunulduğunu gösteriyor.

15 Temmuz, 2020

Ozan Güven, delici mavi gözleriyle ve sinirlendiğinde dişlerini gösterme alışkanlığıyla belki de Türkiye ekranlarının en karizmatik aktörlerinden biri. Türkiye’nin en beğenilen dizilerinden “Fi” ve “Muhteşem Yüzyıl” da hırslı, öfkeli ve tacizci karakterleri canlandırmasıyla tanınan Güven, temmuz ayında kız arkadaşı Deniz Bulutsuz’un kendisine şiddet ve fiziksel tacizden ötürü dava açmasıyla haberlere manşet oldu. Güven, 13 yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilir.

Bir tweet’te Fi dizisinin kötü adamı – iyi konuşan bir psikiyatrist olan, ancak daha sonra taciz, şiddet ve hatta kadın cinayeti öyküsü olduğu ortaya çıkan ana karaktere atıf yapılarak “Güven, en nihayetinde Can Manay’mış.” denilmişti.

Bulutsuz’un morluklarını ve siyah gözünü sergilediği fotoğrafların ve Güven’in kendisini duvara çarptığını söyleyen ifadesinin ortaya çıkmasıyla Türkiye’de görüş ayrılığı baş gösterdi. Kadın aktivistler ve bir grup senaryo yazarı, prodüksiyon şirketlerini Güven’i kara listeye almaya çağırırken diğerleri, çoğunlukla erkek gruplar, Bulutsuz’u yalan söylemekle ve ortada kanıtlanmış bir şey yokken Güveni linç etmekle suçladılar. Gazeteci ve uzun süredir kadın hakları savunucusu olan Melis Alphan, film sektörü üyelerinin Güven ile çalışmayı bırakması gerektiğini tweetlediği için sürekli bir çevrimiçi taciz akışına maruz kaldı.

“Gücü, şöhreti ve hayranları olan bir erkek suçlandığında, hepsi onun tarafına toplanır ve kurbana ya da onu destekleyen herhangi birine hakaret ederler” diyor Alphan, Al-Monitor’a. “Eskiden, toplumsal cinsiyet temelli şiddetle mücadele edebilmek için eğitimi savunurdum, artık bunu da diyemiyorum – akademide de kadına karşı bir sürü taciz vakası var.”


1990’lardan beri şiddet mağdurlarına danışmanlık, psikolojik ve hukuki destek sağlayan Mor Çatı (Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı) 7 Temmuz’da yaptığı açıklamada, davanın ev içi şiddet mağdurları için simgesel bir anlamı olduğunu söyledi. “Kadınların maruz kaldığı şiddet hakkında konuşmak giderek zorlaşıyor. Yaşadıklarını anlatan kadınlar yalan söylemekle veya başlarına gelenleri hak etmekle suçlanıyor. Maalesef, kadına karşı şiddete başvuran ve sonra bunu reddeden erkeklerin ve onlara inanan bir kamuoyunun olduğu bir dünyada yaşıyoruz” dedi.

Mor Çatı kadınlara, Türkiye’deki yasalar ve hükümet tarafından 2011’de imzalanıp 2012’de onaylanan, kadınları şiddet ve istismardan koruyan İstanbul Sözleşmesi kapsamındaki haklarını koruma çağrısı yaptı. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) üyelerinin bazıları, bu sözleşmeyi onaylamanın bir hata olduğu ve hükümetin LGBTİ topluluğunu ve evlilik dışı ilişkileri koruduğu iddia edilen bu anlaşmadan çekilmesi gerektiği çağrısında bulundu.

10-12 Temmuz’da Türkiye’nin dört bir yanından kadınlar, kadın cinayetlerinin sonlanması, çocuklara yönelik cinsel istismarın önlenmesi, sözleşmenin onaylanması ve 6284 sayılı kadına yönelik şiddeti önleme kanununun etkin uygulanması çağrısıyla sokaklara döküldü.

Tam adı Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi olan konvansiyon, imzacılara İstanbul’da düzenlenen bir toplantıda sunulduğu için bu adı taşıyor. Devlete kadına yönelik her türlü şiddeti önlemek, polisi ve adli çalışanları mağdur hakları konusunda eğitmek ve konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışmak gibi sorumluluklar yükleyen bu anlaşmayı imzalayan ilk ülke Türkiye oldu.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, 2 Temmuz’da verdiği bir röportajda sözleşmenin imzalanmasının bir hata olduğunu söyledi. Televizyonda yayınlanan röportajda Kurtulmuş, hükümetin sözleşmeden çekilmeyi düşünebileceğini belirterek anlaşmanın “LGBT ve marjinal unsurların eline geçtiğini” söyleyip hükümetin ve üst düzey yetkililerin homofobik açıklamalarına katkıda bulundu.

Anlaşmanın imzalanmasından pişmanlık duyan AKP’li diğer üst düzey kurmaylardan da benzer sesler çıkmasına rağmen Kurtulmuş’un sözleşmeden çekilme konusundaki sözleri, kadın örgütlerinin karantina süreci ve yeterli önlemlerin -yeni yardım çağrı hatları veya polisin ve sığınmaevi yetkililerinin şiddet şikayetlerine hızlı tepki vermesi gibi- eksikliği sonucunda ev içi şiddetin artması konusunda seslerini yükselttiği bir döneme denk geldi.

Kadın örgütleri ve AKP’li milletvekilleri de dahil olmak üzere kadın siyasetçiler Kurtulmuş’a karşı çok hiddetliydi. Gazeteci ve Ortadoğu Enstitüsü’nde yerleşik olmayan bir akademisyen olan Burcu Karakaş, öfkesini şöyle bir tweet’le dile getirdi.

Anlaşmanın onaylandığı dönemde başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, en azından şimdilik çekimser. Hürriyet gazetesine göre, ekibinden sözleşmeyi incelemelerini ve endişelerin neler olduğunu göstermelerini istedi.

Ankara izlemcileri, cumhurbaşkanının iki güçlü paydaş -anlaşmaya şiddetle karşı çıkan güçlü ve muhafazakâr bir grup olan İsmailağa Cemaati ve sözleşme yanlısı olan eşi ve kızı- arasında sıkışıp kalmasına şaşkınlıkla işaret ediyor. Anka-Review’a göre birkaç kadın aktivist, anonim kalmak şartıyla bültene, cumhurbaşkanının kızı ve kadın derneği KADEM‘in eş başkanı olan Sümeyye Erdoğan’ın Türkiye’nin geçmişte güçlü bir şekilde desteklediği anlaşmadan geri çekilmeyeceğinin “garantisi” olduğuna inandıklarını söyledi.
Al-Monitor’a konuşan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu‘ndan Melek Önder, “İstanbul Sözleşmesini imzalandığında, muhafazakâr olanlar da dahil olmak üzere, pek çok kadın desteklediği için gözden çıkarmak kolay olmayacaktır. Kimse kadınların çocuklarının gözü önünde öldürüldüğünü görmek istemez.” dedi. “Muhalifler sesli bir grup, ancak sayıları az”.

Alphan, “Sözleşmeden çekilmeyi tartışmamalıyız,” dedi. “Mevcut durumu göz önüne alıp nasıl daha iyi uygulayabileceğimizi düşünmeliyiz.”


Anlaşma yürürlükte olsa bile kadın grupları, hükümetin kadınları şiddet veya ölümden koruma konusunda ihtiyatlı olmaktan uzak olduğunu iddia ediyor. İçişleri Bakanlığı, 2020’nin ilk yarısında Türkiye’deki kadın cinayetlerinin geçen yıla kıyasla 173’ten 115’e düştüğünü iddia etti. Ancak basın tarafından bildirilen birkaç kadın cinayeti haberi, evli olduğu erkek tarafından sığınmaevinde bulunduktan sonra öldürülen bir kadın da dahil olmak üzere, korunma talebinde bulunan kadınlara bunun sağlanamadığını ortaya çıkardı.

Temmuz ayında Bingöl’de yaşayan, 27 yaşında iki çocuk annesi Zeynep Topal, bir kadın sığınmaevine sığınmak için yaşadığı küçük yerden İstanbul’a gitti ve evli olduğu erkek tarafından bulunup eve götürüldü. Sığınmaevinden ayrıldıktan birkaç gün sonra, Bingöl’de bir arka bahçede elleri arkadan bağlı ve vurularak öldürülmüş bir şekilde bulundu. Evli olduğu erkek Osman Topal, suç ortağı olduğuna inanılan iki akrabasıyla birlikte tutuklandı.

Bir ay önce Türkiye karantina altındayken yine Mor Çatı tarafından yapılan açıklamaya göre, isimsiz bir kadın karakola başvurdu ve bir sığınmaevine gönderildi. Ancak polis karakolundaki memurlardan biri -evli olduğu erkeğin arkadaşı- sığınmaevinin adresini kendisiyle paylaştı.

Önder, kadınların şiddet uygulayan eşleriyle evde kalmak veya aceleyle evi terk etmek zorunda oldukları karantina sürecinin sığınmaevlerinin ne kadar yetersiz olduğunu gösterdiğini söyledi. “Yasalara göre 100.000’den fazla nüfusu olan belediyelerin bir sığınmaevi olmalı” dedi. “Ancak çok azı buna sahip”.

Mor Çatı, 7 Temmuz’da yaptığı açıklamada ülke genelinde 144 adet sığınmaevi olmasının sayıca çok az olduğuna ve bazı sığınmaevlerinin kadınlara “duygusal, sosyal ve hukuki destek” sağlamayıp bunun yerine aileleri birleştirmeye çalıştığına değindi. Açıklamada, “Sığınmaevi yetkililerinin kadınları kendilerini taciz eden insanlarla uzlaştırmak için çabalamaları, bu kadınların hayatlarına mal olabilir” denildi. “Ailenin birliğini kadının güvenliğinin önüne koyan bu yaklaşımın sona ermesi gerekiyor.”

Ertan, N. (2020, August 25). Why women’s shelters in Turkey no longer provide safety. Retrieved September 19, 2020, from https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2020/07/turkey-istanbul-convention-violence-against-women-on-rise.html