Yalanın Hakikatine Giriş

Videmus nunc per speculum et in aenigmate.

(Şimdi bir aynadan bilmece gibi görüyoruz.)

Umberto Eco’ nun Gülün Adı romanının girişinde yer alan, ve Avrupalı ortaçağ yazarları tarafından çokça dile getirilen bu söz Yeni Ahitte, Aziz Paul (Pavlus)’un “Korintlilere İlk Mektup 13.12” ‘de geçer. Sonra şöyle devam eder, “ve hakikat, onunla yüz yüze gelmeden önce, dünyanın yanılgısı içinde, parça parça gösterir kendini.” (Eco & Karadeniz, Gülün adı: roman 2013). Özellikle bu ayna metaforu, Antik Yunan mitolojisi, teoloji, edebiyat hatta Rönesans eserlerinde ve Geç Orta çağ sanatında da yer almıştır (Kessler, 2011). Diğer taraftan Orta çağ İslam tasavvufu ve sanatında ayna dini ve büyülü bir anlam ifade eder. Halk arasında şans ve şifa getirildiğine inanılan bu eşya, İslam mistisizminde Hristiyanlıkta olduğu gibi yaratıcı ve yaratılan arasındaki ilişki, gerçek ve hakikat konularında çok kullanılan bir metafor olmuştur (Sinemoğlu, 1991).

Genellikle bu metaforda, ayna bize gerçeği doğrudan gösterirken aynı zaman da gerçeği değiştiren, bozan bir tarafı da var (Nasıl ki içbükey ve dışbükey aynalara baktığınız da şeklinizin değişmesi gibi) ya da sadece gerçeği değiştirip bizi yanıltmakla kalmaz aynı zamanda hakikatımızı da manipüle edebilir. Mesela, kendinizi bir dev aynasında sizi olduğunuzdan daha farklı gösterir ya da Narcissos gibi bir su yansımasında gördüğünüz suretinize âşık olursunuz.

Orta çağda çok dile getirilen bu metafor o zamanlar optik ve bilimsel metotların geliştiği ölçüde yaratılan bir metafordu. Din ve bilimin iç içe olduğu bir hibrit bakış açısı mevcuttu ve teolojinin ve hermenötik görüşlerin boyunduruğu altındaydı (Kessler, 2011). Bu yüzden, ayna metaforunu epistemoloji ve bilgi sosyolojisinde kullanmak analojik hatalara sebep olabilir ama bize yaşadığımız sosyal dünyada, gerçek, hakikat ve yalan kavramlarını anlamamız için bir akışkanlık sağlayabilir. Çünkü günümüzde artan ve durmadan kendini yaratan yalanı anlamak, her gün hakikatle olan çatışmasını ve pazarlığını incelemek için bu ayna metaforu bu analizi harekete geçiren bir serendipçedir. Geriye kalan ise yalanın hakikatini icat etme girişimidir.

Öncelikle gerçek ve hakikat kavramları farkını anlamamız gerek. Gerçek mevcut varolan olgulardır, objektiftir ve gözlemlenebilir. Deneyle kanıtlarına ulaşılabilendir. Hakikat ise düşünce tarihinde binlerce yıldır tartışılan, yeniden yaratılan, mevcut dünyanın bir nevi zihinde oluşturduğu doğruluktur (Glanzberg, 2018).  İkisi arasında akışkan bir sınır vardır ve insan aklının ürettiği bilimsel bilgiyle hakikatlerin ve bazı gerçeklerin değişmesi de kaçınılmazdır. Bu meseleye sonra daha detaylı geleceğiz.

Yalan ise doğru olmayan, aldatma niyeti taşıyan bir iddiadır. Aslında tanımı daraltmak bizi yanlış düşünmeye götürebilir çünkü yalan kavramı birçok durumu içinde barındır. Hakikat gibi bilinçle yeniden yaratılan ve evrimleşen bir kavramdır. Aynı zamanda felsefi ve normatif olarak iki ayrılması kaçınılmazdır (Glanzberg, 2018). Felsefi olarak, her yalanın bir aldatma olmayacağı ya da her aldatmanın bir yalan olmayacağı durumlar vardır. Normatif olarak da her aldatmanın, her yalanın ya da her ikisinin aynı anda ahlaki olarak her zaman doğru ya da yanlış olup olmayacağı durumlar da tartışılabilir (Glanzberg, 2018).

Yalanın tartışmalı tanımı değişken olsa da değişmeyen bir gerçek var ki “İnsanlar yalan söyler”.  Yalan söyleme eylemi de modern sosyal dünyamızda daha çok artması artık bir olgudur. Bu durum sadece artan insan nüfusundan dolayı değil. Evet, dünyada her gün söylenen yalanları tespit edemiyoruz, geçmiş yıllarla karşılaştıramıyoruz ama mevcut modern sosyal dünyada gün geçtikçe daha çok yalan söyleme fırsatımız olduğunu inceleyebiliyoruz. Bunu sosyolojik hayalgücünün bize kazandırdıkları sayesinde değişen sosyali gözlemlerek sağlayabiliriz. Gün geçtikçe sanal düzeyde artan etkileşim, bireylerin verilere indirgenmesi, sosyal medyanın yarattığı sivil toplum, medyanın dönüşümü, yaşadığımız cemaatlerin cemiyetlere dönüşmesi, kentlerin heterojenleşmesi gibi birçok sosyal değişim bizleri daha çok anonimleştiriyor. Bu anonimleşme de geleneksel etik anlayışında çözülmeye sebep oluyor ve sosyal yapı içinde yalan söylemenin dinamiklerini ve sonuçlarını değiştiriyor.

İnsanlık tarihi boyunca etik konusunda zirve yaşadığımız ya da dürüstlüğün daha hakim olduğu bir dönem olmadı çünkü etik ve dürüstlük kendi başlarına, hayatımızı sürdürebilmek için avantaj sağlamakta yetersizdi. Bireyler, karar vericiler, sosyal gruplar, toplumlar hep birbirine yalan söylediler. Dilin olduğu her yerde yalan da oldu. Aynı zamanda yarattığımız ve ürettiğimiz semboller, mitler, sanat ürünleri hatta beden dilini kullanarak yalan söyledik. Çünkü yarattığımız sosyal kurgusal dünyada, birey ve grup ilişkilerinde yalan söylemek işimize yaradı. Hayatta kalmak ve en nihayetinde güçle olan ilişkimizde bizleri avantajlı kıldı. Toplumlar tarafından yalan söylemek her zaman olumsuz karşılansa da yine de sosyal ilişkilerde kendine yer buldu. Bununla birlikte şunu da diyebiliriz ki dürüstlüğün yadsınamaz sandığımız varlığı yalan söylememizi de gerekli kıldı.

Ralph Keyes’e göre, “Dürüstlüğün değerinin düşmesini teolojiden ziyade sosyolojiyle incelemeliyiz çünkü yalanın yükselişi etiğin düşüşünden ziyade toplumların çöküşüyle ilgilidir”. (Keyes, 2019).  Ama burada hatalı bir yaklaşım var. Çünkü bu durum toplumsal çöküşten ziyade mevcut değer ve normlarımızdaki dönüşümle ilgilidir. Ve yine Keyes’e göre, “Modern dünyamızın hareketliliği ve anonimliği yalancılığı kolaylaştımaktır, tıpkı aldatmayı teşvik eden entelektüel trendler, imaj ürünü şöhretler, herkesçe bilinen ve bizi gittikçe duyarsızlaştıran ve sonradan skandallarla ortaya çıkan hakikati gizleme vakaları gibi.” (Keyes, 2019).

Sonuç olarak, yalanın hakikatını anlama çabası her gün daha çok karmaşıklaşan sosyal dünyada çok boyutlu bir inceleme gerekmektedir. Ama bu durum, karmaşıklaşan bir yapının bir belirsizliğe dönüştüğü anlamına gelmez. Değişkenlerin artması sadece daha çok boyutlu düşünmeyi gerektirir. İnsanlığın birbirine sosyal, politik ve ekonomik olarak entegre olduğu bu çağda sosyal dünyayı anlama girişimi de sosyal disiplinler içerisinde daha interdisipliner bir yaklaşımı kaçınılmaz kılmaktadır. Mevcut meseleye bir giriş mahiyetinde bir ‘mutlu kazayla’ başlayan bu düşünce yazısı yalan ve aldatmacanın üzerine çalışmalarla ve hakikat kavramının icadını üzerine devam edecektir.

Kaynakça

Eco, U., & Karadeniz, S. (2013). Gülün adı: Roman. İstanbul, Türkiye: Can Yayınları.

Glanzberg, M. (2018, August 16). Truth. Retrieved September 13, 2020, from https://plato.stanford.edu/entries/truth/

Kessler, H. L. (2011). Speculum. Speculum, 86(1), 1-41. doi:10.1017/s0038713410003477

Keyes, R. (2019). Hakikat Sonrası Çağ (2. Baskı ed.). Ankara, Türkiye: Delidolu, Tudem Yayın Grubu

Sinemoğlu, N. (1991). AYNA. Retrieved from

https://islamansiklopedisi.org.tr/ayna

Nevzat Buğra Çevik
ODTÜ Sosyoloji üçüncü sınıf öğrencisiyim, çeşitli dijital platformlarda yazarlık ve çevirmenlik yapıyorum. Sosyal bilimler, edebiyat ve sinemayla hayatımı daha katlanır hale getiriyorum. Bazen başarısız oluyorum ve Kaptan Ahab gibi Moby Dick'in peşine düşüyorum.