EKONOMİNİN PERİ MASALLARI

Sizden birkaç dakikalığına gözlerinizi kapatıp, ilerleyen hayatınızda nasıl bir konumda olacağınızı, kazanacağınız paranın ne kadarını harcayıp ne kadarını tasarruf edebileceğinizi hayal etmenizi istesem bunu kolaylıkla yapabilir misiniz? Geleceğe ait planlarımız, hayallerimiz, hatta içinde bulunduğumuz piyasalara olan güvenimiz bile koşullara göre değişiklik gösterebiliyor. Peki ya neden?

Kendimizi güvende hissetmediğimiz bir ortamda bulunmaktan kaçınır, içgüdülerimizle hareket edip doğru olanı bulmaya çalışırız. Bu tutumun aynı zamanda ekonomide de çok büyük rol oynadığını görmekteyiz.

 Ekonomiye duyduğumuz güven arttığı zaman kendimizi dışarı atar ve harcama yapmaya başlarız. Hatta çoğu harcamamızı savurgan bir şekilde sonunu düşünmeden gerçekleştirir, ekonomiye sonsuz bir güven duyarız. Ama bu güven, düşünmeden ettiğimiz her hareketin önünü kapatır ve gerçeği görmemize engel olur. Kriz dönemlerinde de aldığımız kararların sağlam temeller üzerine oturmadığını, güvenimizin birden nasıl yok olabileceğine tanık oluruz. Verdiğimiz kararların doğru olduklarını düşündüğümüz için piyasalara itimat ederiz. Dolayısıyla verilen her karar, rasyonel bir kâr-zarar hesabından daha çok iç güdülerimizin yönlendirmeleriyle verilir.

      Bir yatırımcı olduğunuzu düşünelim ve yatırımlarınızdan elde ettiğiniz kârın devamlı olarak arttığını görmektesiniz. Başka bir deyişle bu karın süreklilik arz ettiği aşikâr. Böyle bir durumda yatırım yapmaya başlar, beklenen enflasyon ve beklenen reel faiz oranına göre hareket edersiniz. Yatırımlarınızdan beklediğiniz kârlılık arttığı sürece yatırımlarınız da artmaya devam eder. Yatırımcılar üzerinde Keynes’in kurmuş olduğu önemli hipotezler ise aşağıda verilmekte;

1. Şu anın gelecekle ilgili olarak geçmiş tecrübelerin gözden geçirilmesinden daha işe yarar bir rehber olduğunu varsayarız. Başka bir deyişle hakkında hiçbir şey bilmediğimiz esas konuyla ilgili gelecekte olabilecek değişiklikleri büyük ölçüde göz ardı ederiz.

2. Fiyatlarda ifade edilen mevcut görüşün ve mevcut üretim yapısının gelecekle ilgili beklentilerin doğru sonucu olduğunu varsayarız.

3. Kendi yargımızın değersiz olduğunu bildiğimizden, dünyanın geri kalanının – belki de daha fazla bilgiyle oluşmuş – yargısı karşısında geri çekilmeye çalışırız. Yani çoğunluğun ya da ortalamanın davranışlarına uyum göstermeye çabalarız.  (Keynes, 1937, s. 214) . 

Yaptığınız, düşündüğünüz, güven duyduğunuz ve beklenti içinde olduğunuz ne varsa bütün bunlar ekonomi politikalarının gidişatını belirler. Eğer ilerleyen dönemlerde enflasyonun artacağına dair bir beklentiniz varsa bu durum, satın almak istediğiniz ürünlerin fiyatlarının da artacağını beklediğiniz anlamına gelir. Örneğin, bir malın fiyatının artacağını duyduğumuzda koşar onu hemen satın alırız hatta işi abartıp stok bile yaparız. İşte bütün bu beklentilerimiz, talebi artırdığımız için fiyatların da artmasına sebep olacaktır.

 Günümüze baktığımızda ise küresel ekonomide durgunluğa hatta gerilemeye yol açan Koronavirüs Salgını, gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkenin kalkınması bakımından büyük bir tehdit oluşturuyor. Aylardır içinde bulunduğumuz zor koşullara baktığımız zaman, maalesef ne güvenimiz ne de beklentimiz sağlam durumda. Gelecekte bizi neler bekliyor, işe alım süreçleri nasıl ilerleyecek, satın alma gücümüz ne oranda değişecek, bilmiyoruz. Belki de kendimizi gerçekten de peri masallarına inandırmalıyız. Bir zamanlar Meksika başkanı José López Portillo’nun, halkını petrol rezervleri bakımından çok zengin olduklarına yıllarca inandırıp, güven duygularını yerle bir ettiği gibi.

Kaynakça

Keynes, J. M. (1937). The General Theory Of Employment, Economic Journal, 51, 2.

Merve Aydemir
Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu. Medya Çuvalı adlı oluşumda film eleştirmenliği yapıyor ve tiyatroya fazlasıyla ilgili.