Yeni Toplumsal Hareketler Işığında Gezi Parkı İncelemesi

Bu makale 2013 yılında meydana gelen, Türkiye’nin en büyük sivil katılımcılığı unvanına sahip Gezi Parkı protestolarını Yeni Sosyal Hareketler bağlamında incelerken direnişin neden bir devrime dönemediğine dair ışık tutar. Gezi Protestolarının ekoloji hareketiyle yakın olan ilişkisi ortaya konulur, ardından Türk siyasi tarihiyle Gezi’nin arka planı açıklanmaya çalışılır. Demokratik barış süreci, Kumpas davaları ve polis şiddetine maruz kalan grupları öne sürerek Gezi protestolarını daha anlamlı kılmaya çalışır. Son olarak, örgütlü ve bilinçli hareketten yoksun olan yeni sosyal hareketlerin bir devrime dönemeyeceği, bir reform hareketi olarak kalacağı savunulur. Bu bağlamda, makalenin amacı Gezi Parkı Protestolarına bir nedensellik atfetmektir.

Anahtar Kelimeler

Gezi Parkı, Ekoloji, Kadın, Toplumsal Hareket, AKP, Recep Tayyip Erdoğan, Taraftar, Siyasi, Protesto, Direniş, Aktivizm

Gezi Direnişinin Başlangıç Öyküsü

17 Ocak 2013 tarihinde İstanbul Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu, AKP hükumetinin yapmayı planladığı Topçu Kışlası Projesi’ni reddetti. Birkaç gün sonra, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan projenin iptaline karşın şu sözleri sarf etti:

Topçu Kışlası’nı yapacağız. Üst kurul reddetmiş. Biz de reddi reddedeceğiz. Rus mimarisi deniliyor, ona bakarsanız İstiklal Caddesi de barok mimari. Kışlanın bir bölümü müze olabilir, ortası yeşil alan. Diğer bölümünde İstiklal Caddesi’nin devamı niteliğinde alışveriş merkezi. Üstü rezidans ve otel. Yap-İşlet-Devret modelini düşünüyoruz.

Recep Tayyip Erdoğan (2013)

Erdoğan’ın o dönemdeki bürokratlarıysa kurulun kararını tanımayarak inşaat işlerine başlayacağını açıkladı. Buna karşılık, çevreci aktivistler Gezi Parkı’nın korunması ve yasal olmayarak başlatılan inşaat projesini durdurmak amacıyla Nisan ayında birlik olmaya başladı. 28 Mayıs’ı 29 Mayıs’a bağlayan gece, hafriyat araçları Gezi Parkı’na giriş yaptı ama aktivistler polis şiddetine ve orantısız güce rağmen Gezi Parkı’nda inşaat araçların çalışmasına izin vermedi. Hepimizin görünce aşina olduğu “Kırmızılı Kadın” ise o günden Türk siyasi tarihine sembol olacak fotoğraflardan birini basın objektiflerine verdi.

“Kırmızılı Kadın” (sozcu.com.tr aracılığıyla)

Ertesi gün “Mahalleme, meydanıma, ağacıma, suyuma, toprağıma, evime, tohumuma, ormanıma, köyüme, kentime, parkıma dokunma!” pankartı ile aktivistler politik ve sosyal bir direniş öyküsüne dönüşecek olan Gezi protestolarını başlatmış oldular. Buna karşın dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, tarihi ayağa kaldırmak olarak nitelendirdiği projeyi yapmakta ısrarcıydı.

Gezi Direnişinin Politik Arka Planı

Gezi Parkı’nın direniş öyküsü ekoloji hareketleriyle şekillendi, bu bağlamda temelinde ne sınıf mücadelesi ne de bir kimlik siyaseti vardı. Açıkça, Taksim Direnişi bir devrimin öyküsü değildi, Taksim Direnişi bir kimliğin tanınırlık hikayesi olarak da başlamadı. Ancak, Taksim Dayanışması, Recep Tayyip Erdoğan hükumetinin o dönemde yaptığı usulsüz ve liyakatsiz atamalara, yolsuzluk iddialarına, Fettulahçı ve diğer dini grupların kamu kuruluşlarına girmesine izin vermesine, “Barış Süreci” adı altında metodolojik olarak yanlış bir süreci yaşatmasına, MİT ve PKK arasında ilerleyen gizli görüşmelere karşı çevreci kaygılarla ortaya çıkmış, şehirdeki beyaz yakalı insanların mavi yakalılarla bir arada ortaya koyduğu mücadelenin adıdır. Gezi Direnişi, varoluşu gereği polis şiddetine, iktidar ve yönetime karşı açık bir reddin ilanıdır. Dayanışma, açıkça çevreci kaygılarla ortaya çıkar ancak dayanışmayı büyüten asıl şey, polis şiddetinden bunalan kadınların, işçilerin, taraftar gruplarının, sol grupların, cumhuriyetçi seküler insanların ve LGBTİ+ bireylerin, kısaca ezilen ve baskılanan tüm grupların Gezi Parkı eylemlerine destek vermesi ile ortaya çıkmıştır.

Metodolojik Olarak Yanlış Olan Barış Süreci

Gezi Parkı direnişine güç veren katılımcıların tarihi olarak bağlantılı olduğu yerlerden biri demokratik çözüm süreciyken, bir diğeri ise Ergenekon ve Balyoz davalarıydı. İlk olarak, 60. Türkiye Hükumetinin politikalarından biri olan “Demokratik Çözüm Süreci”, özellikle batıdaki seçmen üzerinde büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı. Millî İstihbarat Teşkilâtı ile terör örgütü PKK arasında gerçekleşen gizli ve etik olmayan müzakereler, büyükşehirlerde yaşayan seçmenler arasında bir gerginlik yarattı. Metodolojik olarak, şeffaf olmayan, kapalı kapılar ardında yürütülen, devlet adına görevlendirilmiş insanların terör örgütüyle masaya oturması büyük bir hayal kırıklığı yaratmış, bu durum AKP’nin meşruiyetini sorgulatmıştı.

Ergenekon ve Balyoz Kumpas Davaları

İkinci olarak 2007 yılında bir şantiye evinde başlayan Ergenekon ve Balyoz kumpas davalarında çok sayıda TSK subayı görevden uzaklaştırılmış, terör örgütü suçlamasıyla hapse atılmıştı. Gezi Parkı’ndan 5 yıl önce, 25 Haziran 2008 tarihinde günümüzde Fettulahçı terör örgütü ile ilişkili olduğu bilenen savcının o günkü iddianamesi gereğince mahkeme kararıyla tutuklamalar başladı. Özellikle 2010 sonrası bu durum bir siyasi rövanşizme dönmüş, dönemin başbakanı başta olmak üzere destekçileri yargı eliyle Türk subayları itham altında bırakmıştı. Bu durum ise şehirli, beyaz yakalı ve batılı vatandaşlar arasında hoşnutsuzluk ile karşılanmış, AKP’nin ve o dönemki müttefiklerinin medya ambargosuna rağmen kumpas davaları geniş kitleler nezdinde büyük tepkilere sebep oldu.

Polis Şiddeti

Taraftar Grupları

Soruşturma süresince evrensel hukuk kuralları ve masumiyet karinesi açıkça ayaklar altına alınmış ve Anayasa güvencesindeki tüm haklarımız açıkça gasp edilmiştir. Gizlilik kararları ihlal edilmiş; avukatlarımızın dahi alamadığı tüm bilgi ve belgeler özel hayatın gizliliği kuralı çiğnenerek basına açıkça servis edilmiştir.

Aziz Yıldırım (2012)

Pek üzerinde durulmasa da Türk futbol tarihine “3 Temmuz Davası” olarak yazılacak olan şike davaları da Gezi Parkı’nın arka planında gösterilebilir. Endüstrileşen bir piyasa olarak futbol, sermayedarların fazlaca ilgisini çekmiş ve o dönemde taraftar grupları üzerinde büyük bir baskı oluşturmuştu. İstanbul’da polis şiddetine maruz kalan gruplardan biri de futbol taraftar gruplarıydı (Dalkuç & Özpek, 2020).

Polis Şiddetine Maruz Kalan Fenerbahçeli Bir Taraftar (haber.sol.org.tr aracılığıyla)

Türkiye’deki polis kuvvetlerinin fazlasıyla mobilize olduğu, yani herhangi toplumsal olayda kolluk kuvvetlerinin hızlı ve sistematik şekilde bir yerden başka bir yere aktarımının kolay olduğu düşünülürse, özellikle taraftar gruplarını kontrol etmek adına spor müsabakalarının kimlerle olacağı özenle seçilir (Dalkuç & Özpek, 2020). Örneğin, aynı gece için hem Dolmabahçe’de hem Kadıköy’de iki derbi oynatılmaz. Bu bağlamda, polis güçleri ile her zaman karşılaşan ve çoğunlukla polis şiddetine sistematik olarak maruz kalan gruplardan biri de taraftar gruplarıydı. Özellikle, şike davaları ile gündeme gelen Fenerbahçe başta olmak üzere, 2010’larda İstanbul takımı taraftarları polis şiddetiyle fazlasıyla tanışıktı. Belki de Gezi sürecinde “İstanbul United” olarak bir araya gelmelerinin temelinde yatan asıl sebep, her şeyden öte kendilerinin de insan olduğunu hatırlatmaktı.

Gezi Direnişinde Bir Araya Gelen Taraftar Grupları
Güvenlik Güçleriyle Konuşan Bir Taraftarın Polis Memuruyla İlginç Diyalogu
Kadınlar ve Diğer Gruplar

          “Küfürle değil, inatla isyan!”

Gezi Direnişinin ortaya çıkmasında onlarca etken var ama çevreci aktivistlerin ortaya attığı ateşi takip eden kadınların da ortak bir derdi vardı: kapitalizm ve patriyarka. Farklı hikayeleri bir araya getiren Gezi direnişinin en önemli ögesi, söylemi ve dili değiştirmenin mücadelesini veren kadınlardır. “Türkiye’de kadın hareketi nasıl mümkün olur?” sorusuna verilecek en gerçekçi cevap böylece yine Gezi’de saklıdır. “Bir avuç marjinal feminist.” lafzına karşı, örgütlenme yeteneğiyle göz kamaştıran, toplumsal alanda geniş bir kitlede taban bulan bir hareket olarak ortaya çıkar Gezi’de (Gülbahar, 2013). Kadınlar, Gezi’de siyasal gerginliğin kendini gösterdiği onlarca anda olaya müdahale etmiş, Gezi’nin çekirdek gücü olarak direnişin birçok alanında yapıcı gücünü göstermiştir.

Gezi, açıkça bir tanınma mücadelesiydi. Seküler şehirli grupların, Cumartesi Anneleri’yle ve sosyalist gruplarla bir araya gelmesini açıklamak adına, bu tanınma mücadelesi üzerinde durulabilir. Gezi, bir hareketin desteklediği bir hareket olarak ortada değildi; ancak AKP’ye, yalan ve yafta düzenine karşı ortaya çıkan büyük bir toplumsal aktivizmin yansımasıydı. İzmir’den Trabzon’a, Diyarbakır’dan, Uşak’a, Ankara’dan Eskişehir’e birçok kentte etki göstermesi bu durumda anlamlıdır. Polis copuna, insan hakları ihlallerine, iktidarın keyfi kullanımına, yolsuzluklara, kayırmacılığa, hileye, yalan ve talan düzenine karşı “Biz de varız!” diyebilmenin hikayesidir Gezi Direnişi.

Neden Gezi Parkı Bir Devrime Dönmedi?

Devrimci teori olmadan, devrimci hareket de olamaz.

Vladimir Lenin
AKM’nin Gezi Parkı Protestolarındaki Görüntüsü

Sosyologlar, bir toplumsal hareketin etkili bir devrime nasıl döneceğine dair farklı fikirlere sahipler; ancak bu konuda çıkarılabilecek en objektif sonuç, protestolarda kullanılan söylemlerdir. 1917’de Sovyet Devrimi’nin arka planı, 1966’da Çin Devrimi’nin politik ve toplumsal alt yapısı, 1978’de İran Devrimi’nde olduğu gibi bir değiştirici/dönüştürücü ideoloji ile mümkün olmuştur. Tarihte devrimci hareketin tesadüfen ortaya çıktığı görülmemiştir. Sürekli bir devinim, on yıllarca süren bir iradenin ürünü olarak ortaya çıkar. Türk modernleşmesi, örneğin, neredeyse 70 yıllık bir kültürün ürünü olarak ortaya çıkmıştı.

Bu bağlamda, Ihvan hareketinin öncülük ettiği Mısır’da toplumsal olaylar bir devrime götürürken iki yıl sonra İstanbul gibi bir kozmopolit bir şehirde ortaya çıkan siyasi ve toplumsal harekete dönüşmemesinin temelinde direnişe katılanların motivasyonlarını, söylemlerini, siyasi pozisyonlarını, makro skaladaki politik iktidarıyla düşünmek gerek. Bu bağlamda düşünüldüğünde Libya’da Muammer Kaddafi’nin kolaylıkla düşürülmesine karşılık Suriye’de Beşar Esad’ın kalmasını açıklamak için makro skaladaki politik güçler, coğrafi yakınlık ilkeleri de göz önünde bulundurulmalıdır.

2011 Yılnda Tahrir Meydanı’ndaki Devasa Gösterilerden Bir Fotoğraf (archive.boston.com aracılığıyla)

Kısaca, iç ilişkiler kadar dışarıdaki ilişkilerin de bu duruma ortam sağlaması gerekir. Arap Baharı ile Gezi Parkı’nın tek benzerliği aynı yıllarda otoriter yönetimlere karşı direniş öyküleri denilebilir. Ancak, açık olan, objektif olan sonuç ise Türk modernleşmesinin kurumsal hafızası, Arap Baharı’nın gerçekleştiği ülkelerdeki çatışmayı engelleyecek güçteydi. Örneğin, Libya’da, Mısır’da ülkenin kurucuları Batı hainliği ile suçlanabilirken Türkiye Cumhuriyeti kuruluşu gereği var olma mücadelesi ile ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, Arap Baharı’nın temel dinamiği Ihvan Hareketi, Türkiye’de mümkün değildi. Türkiye’deki iktidar halihazırda İslami hareketlerle iç içeydi ve siyasi rövanşizmini ülkenin kurucu kadrosundan almak istese de kurumsal hafıza buna olanak tanımıyordu. Erdoğan’ın belki de Gezi direnişini kişiselleştirip kendini olayların ortasında, Hüsnü Mübarek, Beşar Esad gibi diktatörler arasında görmesi Gezi protestolarına karşı sert müdahalelerin yolunu açtı.

Bir diğer husus ise, katılımcıların sınıf hareketinden gelmemeleriydi. Sınıf hareketinin protesto repertuvarını almak ile sınıf bilincini yakalayan bir protestonun ruhunu oluşturmak kolay değildir. Devrime öncülük edecek bir parti ortada yokken iktidarla neyin hesaplaşması kurulabilirdi ki? Söylemlerin çoğu herhangi bir partinin etrafında değil, bir partinin karşısındaydı. Gezi’nin en büyük dinamiği, AKP karşısında “Ben de varım!” diyebilmektir.

Son Notlar

Çevreci bir aktivizmiyle ortaya çıkan Gezi direnişinin öyküsü, nevi şahsına münhasır bir toplumsal olay olarak Türk siyasi tarihinde yerini almıştır. Her toplumsal olay gibi bir yeni toplumsal hareket olan Gezi direnişi, politik bir arka planın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. İlk olarak kumpas davalarıyla başlayan sürecin özellikle barış süreci ile farklı bir noktaya gelmesi, bunun yanı sıra, polis şiddetine maruz kalan iktidarıyla sorunlu olan birçok toplumsal grubun direnişe katılması yardımlaşmanın ve dayanışmanın gücünü fazlasıyla arttırmıştır. Ancak, kudretli bir devrim ruhuna sahip gibi gözükse de devrimci partisi olmayan bir hareket olarak ortaya çıkmış, alevlenmiş ve birkaç ay içinde Türk siyasi tarihin sayfalarında yerini almıştır. Şimdiyse Gezi Direnişi hâlâ üzerinde yazılması, tartışılması gereken onlarca noktaya sahip.

Kaynakça

Aziz Yıldırım. (2012, Şubat 21). Tarihi Savunma (I). fenerbahce.org. Kasım 10, 2020 tarihinde https://www.fenerbahce.org/haberler/sozde-sike-davasi/2012/2/tarihi-savunma-(i) adresinden alındı

Dalkuç, İ., & Özpek, B. (2020, June 12). Gezi Neleri Değiştirdi, Neleri Değiştirecek? Çavuşesku’nun Termometresi #11. (B. Durgut, Röportaj Yapan) Daktilo1984. https://www.youtube.com/watch?v=MaMHJgQtHmo adresinden alındı

Gülbahar, H. (2013, Ağustos 29). Gezi Süreci ve Kadınlar. Kasım 11, 2020 tarihinde http://www.sosyaldemokratdergi.org/gezi-sureci-ve-kadinlar/ adresinden alındı

Lenin, V. (2008). Ne Yapmalı? (A. Berberoğlu, Trans.) İstanbul, Beyoğlu, Türkiye: Evrensel Basın Yayın.

Vardar, N. (2013, February 4). Başbakan’ın Topçu Kışlası Israrı. Retrieved February 25, 2020, from Bağımsız İletişim Ağı: https://m.bianet.org/bianet/kent/144084-basbakan-in-topcu-kislasi-israri

Anılcan Duymaz
Orta Doğu Teknik Üniversitesi 3. sınıf sosyoloji öğrencisi. Genellikle siyaset bilim ve istatistik alanlarıyla ilgilidir. Müzik dinleyicisi, futbol seyircisi ve kedi-sever.