Kanal İstanbul’un Çevre Hakkı Bağlamında İncelenmesi

*İhsan Bilgin, Nursena Dinç, Göksu Sunal

Özet

İnsan varoluşundan beri doğa ile iç içedir. Temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için doğadan yararlanmışlardır. Fakat, sanayi inkılabının sonrasında artan sanayileşme ve kentleşme hareketleri nüfus artışı gibi sonuçları beraberinde getirmiş ve çevrenin var olan kapasitesi aşılmaya başlamıştır. Bu problemin farkına varan dünya ülkeleri Stockholm ve Rio Bildirgeleri gibi çevrenin önemini belirtmiş ve çevre hakkı kavramından bahsetmiştir. Türkiye’de çevre hakkı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56. Ve 17. maddeleri ile güvence altına alınmıştır. Bireylerin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olmasının yanı sıra çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğu belirtilmiştir. Bu makalede çevre, çevre hakkı ve çevre hukuku bağlamında “Kanal İstanbul Projesi’nin” değerlendirilmesi hedeflenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Çevre, Çevre Hukuku, Çevre Hakkı, Anayasalar ve Çevre Hakkı, Kanal İstanbul Projesi

Abstract

Individuals has been intertwined with nature since their existence. They took advantage of nature to meet their basic needs. However, the industrialization and urbanization movements that increased after the industrial revolution brought results such as population increase and the existing capacity of the environment started to be exceeded. World countries who are aware of this problem have stated to attached a lot of importance to environment and environmental rights. Stockholm and Rio Declarations are worldwide examples that talked about the concept of environment and environmental right. The environmental rights in Turkey are guaranteed by The Turkish Republic Constitution’s 56. and 17. agents. It has been stated that individuals have the right to live in a healthy and balanced environment. Also, citizen and the state has a duty to improve the environment, protectenvironmental health and prevent environmental pollution.In this article, it is aimed to evaluate the “Channel Istanbul Project” in the context of environment, environmental right and environmental law.

Çevre ve Çevre Hakkı

İnsanlar varoluşlarından beri doğa ile iç içedir. Temel ihtiyaçlarını doğadan karşılamışlardır. Zamanın akışıyla beraber gelişen dünyada sanayileşme, kentleşme, nüfus artışı sonucu bu ihtiyaçların karşılanması için doğal kaynaklardan faydalanma daha da artmıştır. İnsan ve çevre arasındaki aşırı artan etkileşim sonucunda çevrenin taşıma gücü aşılmaya başlamıştır. Bu artış o kadar büyük olmuştur ki artık dünya tarafından felaket olarak nitelendirilmeye başlanmıştır. Bu felaketin görmezden gelinmesi ya da geç fark edilmesi çevre için kritik bir noktaya gelinmesine yol açmıştır. Gelinen noktadan geri dönüş için çabalar başlamış ve bununla beraber hukukun da konusu haline gelmiştir. Hukuk sonucunda bir çevre hakkı ortaya çıkmıştır.[1] Devletin temel kuruluşunu, kişilerin hak ve özgürlüklerini belirleyen kurallar bütünü olarak tanımlanan anayasalarda çevre hakkı olarak yerini almıştır. [2]

Çevre kavramı “insan etkinlikleri ve canlı varlıklar üzerinde hemen ya da uzunca bir süre içinde dolaylı ya da dolaysız bir etkide bulunabilecek fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal etkenlerin belirli bir zamandaki toplamıdır”[3] olarak tanımlanabilmektedir. Bu tanımdan yola çıkarak çevre kavramı doğal, yapay ve sosyal olmak üzere üç sınıfa ayrılabilmektedir. Fakat Çevre Hukuku sosyal çevreye odaklanmak yerine doğal ve yapay çevre ve onun karşı karşıya olduğu koşullarla ilgilenmektedir.

Son 50 yıllık dönemde ciddi bir duruma gelen çevre sorunu için çözüm yolları düşünülmüş, uluslararası alanda dayanışma yapılmış ve çevrenin korunması için bazı kurallar ve ilkeler kabul edilmiştir. Çevre hukuku da bu kural ve ilkeler üzerine inşa edilmiştir. Çevreyi korumak, çevreye verilecek zararları gidermek, mali kaynakları belirlemek, cezaları ve öteki yaptırımları göstermek çevre hukukunun konularıdır. Çevre hukuku, insanların ve devletlerin koordinasyonlu bir şekilde işbirliği yaparak çevrenin zarar görmesini önlemek için bütünleşmesiyle etkili hale gelir.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesinde,
herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, 56. maddesinde ise; herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin Devletin ve vatandaşların ödevi olduğu  maddesi ve Anayasanın 56. Maddesindeki  “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler“ başlıklı üçüncü bölümde ve “Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması” ile ilgili  yer verilen başlıklar ile“Herkesin  sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip” olduğu vurgulanmıştır. [4]

Çevre ile ilgili sorunların dünya genelinde artması ve Çevre hukukunun oluşması bir çevre hakkını ortaya çıkarmıştır. Hukuk ve hak ayrılmaz bir bütündür. Hak “kişilere irade kudreti tanınmak suretiyle hukuk düzeni tarafından korunan menfaat”[5] anlamına gelmektedir. Çevre hakkı denilince çevrenin ön plana çıkması gerekirken yine insan merkezli bir kavram ortaya çıkmıştır.  Çevre hakkı insanın yaşama hakkının bir parçası olarak ele alınmıştır. Çevre hakkı, “insanların sağlıklı bir çevrede yaşama yetkisi” olarak tanımlanabilir fakat asıl tanımı “tüm canlıların sağlıklı bir çevrede yaşama yetkisidir” olmalıdır. [6]Çevreye zarar veren sebeplerin başında insan geldiği için sorumluluk da insanlara aittir. Çevre hakkı insanların diğer canlıların yaşama hakkına saygı duyularak çevrenin korunmasına, iyileştirilmesine ve geliştirilmesine yönelik sahip oldukları haklardır. 3. kuşak insan haklarına giren çevre hakkı insanların birlikte hareket etmesine bağlıdır. Bundan dolayı uluslararası konferanslar yapılmış bildiriler yayımlanmıştır. 1972 Stockholm Bildirgesi’nde çevre hakkı, 1. ilkeye göre; “insan onurlu ve iyi bir yaşam sürmeye olanak veren nitelikli bir çevrede, özgürlük, eşitlik ve tatmin edici yaşam koşulları temel hakkına sahiptir…” denilerek yaşam hakkına bağlanmıştır. [7]Rio Bildirgesinde ise çevre hakkıyla ilişkilendirilebilecek 1. ilkesi ; “sürdürülebilir kalkınmanın odak noktasını oluşturan insanlar, doğa ile uyumlu, sağlıklı ve üretken yaşam hakkına sahiptir” denmiştir. Çevre hakkı Rio Bildirgesi’nde “bilgi edinme hakkı”, “katılım hakkı” ve “başvuru hakkı” olmak üzere üç usul hakla çevre hakkı desteklenmiştir. Çevre hakkı hem hak hem de ödev kavramlarını barındırır. İnsanlar sağlıklı çevrede yaşama hakkına sahiptir ve tabi ki bu sağlıklı çevrenin sağlanması için ayrıca kişi ödevleri vardır; çevreyi korumak, iyileştirmek, geliştirmek…[8]

Çevre hakkının yararlanıcıları “şimdiki ve gelecek kuşaklar” olarak belirlenebilir.[9] Çevre hakkı hem şu an hem de geleceğe yönelik bir hak olmasından bu kadar geniş kapsamlı bir hak ancak devletin katılımıyla sağlanabilir. Burada devlete düşen ödevler arasında, devletin çevreye yönelik zararlı faaliyetlerden kaçınması, çevrenin korunmasını ve geliştirilmesini destekleyen ilke, politika ve programları benimsemesi ve bu konularda diğer devletlerle işbirliğinde bulunması gösterilebilir. Ayrıca devletin çevre hakkının korunmasını sağlama almak için bu hakkın anayasa ile güvence altına alınması gerekir. Bu sayede en üst normdan bir koruma kazanan çevre daha etkili ve sürekli korunabilir. Kısacası, Çevre hukukunun amacının “çevreyi korumak” olduğu söylenebilir. Ancak bu mutlak anlamda sakınmacı bir koruma olmadığı gibi iyileştirme ve geliştirmeyi de kapsayan geniş bir [10]anlam taşır.

Kanal İstanbul Nedir ?

Kanal İstanbul Projesi, Karadeni­z’i ve­ Marmara Deni­zi­’ni kuzey-güney yönünde bağlayan yapay bir su yolu projesidir.  Yaklaşık 45 kilometre uzunluğunda, 20,75 metre derinliğinde ve en az 275 metre genişliktedir. Proje Avrupa yakasında şehrin batısında yapılması planlanmıştır. Proje ulaşım, ulaştırma, taşıma ve taşımacılık özelliklerini taşır. Aynı zamanda bir çevre, kent ve mimari projesidir. Proje 10 i­lçeni­n (Arnavutköy, Başakşehir, Küçükçekmece, Avcılar, Bağcılar, Bakırköy, Bayrampaşa, Esenler, Eyüpsultan, Sultangazi) sınırlarının içine girmektedir. Kanalın geçeceği yerler ise Avcılar, Küçükçekmece, Başakşehir ve Arnavutköy ilçeleridir. Ayrıca projenin Rezerv Alan sınırları içerisinde Küçükçekmece Gölü, Sazlıbosna Baraj Gölü, Terkos Gölü’nün br kısmı yer almaktadır. Projenin sahibi T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü’dür.

Tarihi

Aslında bu proje yeni ortaya çıkmamıştır. Roma İmparatorluğu döneminde de İstanbul Boğazı’na ikame güzergah aranmıştır ve “Sakarya Nehir Taşımacılığı Projesi” adı tarihi kayıtlarda geçmiştir. İstanbul Boğazı’nın işlevini görecek yol arayışları 16. yüzyıldan beri devam etmiştir. 1550 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde Sakarya Nehri ve Sapanca Gölü’nü denizlere bağlama fikri ortaya çıkmıştır. Hatta Mimar Sinan ve Nicola Parisi hazırlık çalışmalarına başlamıştır fakat savaşlardan dolayı projeden vazgeçilmiştir. Günümüzdeki proje ise 1990 yılında Yüksel Önem tarafından TÜBİTAK’ın çıkardığı Bilim ve Teknik dergisinde ortaya atılmıştır.1994 yılında ise Bülent Ecevit tarafından gündeme gelmiş ve proje “Boğaz ve DSP’nin Kanal Projesi” ismiyle DSP‘nin seçim broşürlerinde yer almıştır. 2011 yılına geldiğimizde ise Recep Tayyip Erdoğan tarafından ciddi bir şekilde gündeme gelmiştir. 2011 yılından itibaren yapılan tartışmalara, projeye karşıtlık olmasına rağmen hazırlık aşamaları kararlı bir şekilde devam ettirilmiştir.

Amaçları

Projenin öncelikli amacını boğazın tarihsel ve kültürel dokusunu korumak ve deniz trafiğini azaltmak olarak söyleyebiliriz. Bunların yanında gemi kazalarını azaltmak, seyir emniyetini sağlamak gibi amaçları da vardır. Bu proje de İstanbul’un ulaşım ve trafik sorunlarını çözmek gayesi de yer almıştır. Aslında bu proje daha büyük bir projeye zemin hazırlama amacını da taşımaktadır. Uydukent olarak da bilinen teknolojik, akıllı ve yatay yerleşim planlı bir şehir kurma amacını da taşır. Montrö Boğazlar sözleşmesi ile İstanbul Boğazı’ndan serbest olarak geçen sivil ve ticari gemilerden ücret alınamamasından dolayı yapay kanal yapılmasıyla bu gemilerden ücret alınması hedeflenmektedir. Türk Boğazlarından geçişlerde hava koşulları, 90 bin grt ve üzeri gemi geçişlerinde, gemi trafiğinin yoğunluğunda boğazın fiziki şartları gereği alınan bazı önlemlerden dolayı gemi geçişlerinde tek yönlü ya da tamamen kapatılması söz konusudur. Bu beklenmelerde ödenen ücret ve ticaretin aksaması maliyetli olduğundan dolayı Kanal İstanbul ile bu kayıpların önüne geçilmesi planlanmaktadır.[11] Açıklanmış bir bilgi olmamakla beraber Kanal İstanbul Projesi’nin Türkiye’nin Rusya ve Amerika arasında yürüttüğü denge politikası gereği Amerika’nın Karadeniz’de askeri gemi ve denizaltı bulundurabilmesi için yapılması amaçlanmış olabildiği iddiaları da bulunmaktadır.

Planları

Projede yer alan yerler arasında; kanalın girişlerinde bulunan Karadeniz ve Marmara Konteyner Limanları, Lojistik Merkez ve Küçükçekmece Yat Limanı vardır. Ulaşımı sağlamak içinse biri demiryolu geçişi olmak üzere 8 adet köprü, Halkalı-Ispartakule-Edirne Konvansiyonel Demiryolu Hattı ile İncirli-Beylikdüzü ve Mahmutbey-Esenyurt metro hatlarının entegrasyonu planlanmıştır. Ayrıca kanal boyunca rüzgar türbinleri, uluslararası kültürel bölgeler, konferans alanları yapılması düşünülmüştür. Kanal’ın yapılmasıyla İstanbul Boğazı ve Kanal’ın ortasında bir ada meydana gelecektir. Çıkan hafriyatın da Karadeniz kıyısına dolgu yapılacağı belirlenmiştir. Bu projenin yapım süresi 7 yıl olarak planlanmışsa da uzmanlar tarafından daha uzun süreceği belirtiliyor.

Kanal İstanbul ve Çevre Hakkı

Günümüzde Kanal İstanbul Projesi, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının 2011 yılından bu yana “Çılgın proje” olarak bahsettiği dev ulaşım projelerinden biridir.[12] Proje farklı kesimler tarafından farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Bir kesim boğazı kurtarma ve koruma projesi olarak tanımlarken bir başka kesim ihanet projesi olarak tanımlamaktadır. Ancak kesin olan bir şey vardır. Kanal İstanbul projesi canlıların çevre hakkını doğrudan etkileyecek bir projedir. Kanal İstanbul projesi bölgenin ekolojik durumunu doğrudan etkileyecek, yeryüzü şekillerini ve özelliklerini değiştirecek ve bölgede yaşayan tüm canlıların hayatını doğrudan etkileyecek özelliklere sahiptir. Makalenin başında bahsedilen ve detaylandırılan çevre hakkı kavramı projenin yapım aşamasında ve sonrasında yaratacağı durumlardan dolayı etkilenmesi muhtemel bir kavramdır. Tüm canlıların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu olgusu son yıllarda gelişen çevre hakkının canlılara sağladığı bir olgudur. Farklı yıllarda farklı tanımlarla ele alınan bu kavram, Kanal İstanbul projesi bölgesinde yaşayan tüm canlılar için üzerinde düşünülmesi gereken bir kavramdır. Kanal İstanbul’un yapım aşamasında ve sonrasında ortaya çıkacak muhtemel durumlar üzerine çevre hakkı bağlamında detaylı bir analiz yapılması gerekmektedir. Makalenin bu kısmında projenin sebep olacağı muhtemel sonuçlar ele alınacak ve farklı açılardan tanımlanan çevre hakkı bağlamında incelenecektir.

Kanal İstanbul ve Su Kaynakları

İstanbul yaklaşık on beş milyon nüfusuyla dünya çapında çok büyük bir metropoldür. Küçük bir alanda yaşayan çok fazla insana sağlanması gereken su kentin en büyük problemlerinden biridir. Kentin 2020 yılının son aylarında yaşadığı kuraklık sebebiyle barajlarındaki doluluk oranları neredeyse %20’nin altına düşmüştür. Bu durum kentin su sıkıntısının ne denli önemli olduğunu ortaya koyan olaylardan sadece biri olarak değerlendirilebilir. Kanal İstanbul projesi İstanbul’un su sorununu doğrudan ilgilendiren bir projedir. Projeyle birlikte kent tatlı su kaynaklarından bir kısmını kaybetme tehlikesi altına girmektedir. Projeyle ilgili hazırlanan iki rapor vardır. Bunlardan biri ÇED raporu[13] diğeri ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan rapordur. İki rapor projenin sonuçları konusunda farklı gerçekler ortaya koymaktadır. Proje İstanbul’un su kaynaklarından olan Terkos Gölü’nü ve Sazlıdere Barajı’nı içine almaktadır. Projenin bu kaynaklara ve genel olarak İstanbul’un su ihtiyacının karşılanması sorununa olacak etkileri açısından farklı kurumlar tarafından farklı değerlendirilmektedir. Bir iddiaya göre Terkos Gölü’nün mevcut verimi yılda 133,9 milyon metreküptür. Kanal İstanbul’la birlikte gölün verimi yılda 2,7 milyon metreküp düşecektir. Bunun İstanbul geneline etkisi yok denecek kadar azdır ve sadece binde 2,5’tir. Bir diğer taraftan Sazlıdere Barajı’nın mevcut verimi ise, yılda 49 milyon metreküptür. Sazlıdere Barajı’nın yüzde 61’i Kanal içinde kalacak, ancak kalan yüzde 39’luk kısmı korunacaktır. Kanal İstanbul’la birlikte barajın verimi yılda 19 milyon metreküp olacaktır. Verim açısından aradaki fark yılda 30 milyon metreküpü bulacaktır. Buradaki su kaybının İstanbul geneline etkisi yüzde 2,8 seviyesindedir.[14] Kanal projesi Terkos Gölü havzasına 5,4 kilometre boyunca girmektedir.

ÇED raporunda yukarıdaki gibi belirtilen Kanal İstanbul’un Terkos Gölü’ne muhtemel etkisi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bazı uzmanlarına göre daha farklı değerlendirilmelidir. Uzmanlar kanaldan göle tuzlu su karışabileceğini iddia etmektedir. Şehrin su ihtiyacının yaklaşık %20’sini karşılayan gölün böyle bir riskle karşı karşıya gelmesi bölgede yaşayan tüm canlıların çevre hakkı bağlamında değerlendirilmesi gereken temiz suya ve içme suyuna ulaşma hakkının risk altına atılması durumu olarak değerlendirilebilir. Bir diğer taraftan şehrin su ihtiyacının yaklaşık %10’unu karşılayan Sazlıdere Barajı ise %60’lık bir bölüm olarak proje tarafından kullanılmaz hale getiriliyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir örnek gösteremezsiniz ki, kendi kaynaklarını kurutup, ondan sonra başka yerden kaynak arayarak bir mega projeyi gerçekleştirsin. Aslında siz şunu yapıyorsunuz, bir kentin su hakkını gasp ediyorsunuz. Kamusal hakkını, yaşam haklarını gasp ediyorsunuz.[15] (Doç. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu)

Yukarıda bahsedilen bölgedeki canlıların su hakkının gasp edilmesi durumu bu muhtemel sonuç için de söylenebilir. İstanbul gibi yüzölçümü olarak küçük bir bölgede çok büyük bir nüfusun yaşadığı şehirde bu gibi durumlardan ihtimal dahilinde bile olsa bahsetmek çok büyük muhtemel sonuçlara sebep olacaktır. Bu proje, il sınırları içindeki su kaynaklarının bir kısmını ortadan kaldırıp geriye kalanını risk altına sokacak; yeraltı sularını kirletecek; önemli su altyapılarını devre dışı bırakacak; su havzalarındaki mevcut yapılaşma baskısını daha da büyütecek; ve yeni barajların kurulmasını mecbur kılacak.[16] (Dr. Akgün İlhan)

Çevre hakkı bağlamında bölgede yaşayan tüm canlıların en temel haklarından olan suya ulaşma hakkı projenin uygulanış biçimi ve biçimin doğuracağı sebepler doğrultusunda tehdit altına girecektir. Dolayısıyla Kanal İstanbul’u çevre hakkı bağlamında incelediğimiz ilk başlık olan “su kaynakları” bakımından incelediğimizde, bölgede yaşayan canlıların en temel çevre haklarından biri olan su hakkını tehlikeye atacak bir proje olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır.

Kanal İstanbul ve Marmara Denizi

Kanal İstanbul projesinin muhtemel sonuçlarının etkili olacağı bir başka yer ise Marmara Denizi’dir. Marmara Denizi Marmara bölgesinde yer alan birçok il ile sınırı olan, sınırı olduğu illerin ekonomik ve sosyal hayatında önemli bir konumda bulunan bir iç denizdir. Marmara Denizi iç deniz olması durumundan dolayı tuzluluk oranı bakımından ve barındırdığı canlı ekosistemi bakımından Karadeniz’den farklılık göstermektedir. İstanbul Boğazı doğal bir oluşum olduğundan dolayı bu iki deniz arasında doğal bir denge kurmakta ve iki denizin canlı çeşitliliği ekolojik varlığı bakımından doğal bir bağlantı oluşturmaktadır. Ancak Kanal İstanbul projesi bu doğal dengeyi yapay yapısı nedeniyle tehdit edici unsurlar barındırmaktadır. Marmara Denizi coğrafi konumu nedeniyle daha tuzlu bir yapıya sahiptir. Kanal İstanbul sebebiyle bu iki deniz arasındaki doğal denge tehdit altına girecek ve Karadeniz’deki tuzluluk oranı artacaktır. Bu muhtemel durum Karadeniz’deki canlı ekosistemi için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bu tehdit iki denizdeki çözünmüş oksijen oranını da kapsamaktadır. Projenin bu muhtemel sonucu iki denizdeki balık varlığını ve dolayısıyla da balıkçılık faaliyetlerini tehdit etmektedir. Karadeniz’den Marmara’ya akacak olan tek yönlü su akıntısı Marmara Denizini de ölü bir denize döndürme tehlikesini barındırmaktadır. Projenin iki deniz için olan bu muhtemel sonuçları çevre hakkını yakından ilgilendiren sonuçlardır. Denizler çevrenin vazgeçilmez unsurlarıdır. Çevre merkezli çevre hakkı bakımından incelendiğinde, denizlere korkunç muhtemel zararları olan bu proje çevre hakkını doğrudan ihlal eden bir projedir. Canlı yaşamını, temiz denizleri ve ekosistemin doğal yapısını tehdit etmesi bağlamında proje çevre için doğrudan tehdit olarak tanımlanabilir. Bir diğer elden, insan merkezli çevre hakkı bağlamında incelendiğinde Marmara Denizi ve Karadeniz çevresinde milyonlarca insanın yaşadığı denizlerdir. Bu denizlerin çevresinde yaşayan, bu denizlerden geçimini sağlayan, bu denizlere ulaşma hakkına sahip olan milyonlarca insanın çevre hakkı doğrudan ihlal edilmiş olunmaktadır.

Kanal İstanbul’un Orman ve Tarım Alanlarına Etkisi

Orman alanları içinde barındırdığı zengin ekolojik çevre ve ev sahipliği yaptığı canlılar açısından çevrenin en önemli faktörlerinden biridir. Ayrıca ormanlar doğal dengenin düzenlenmesi, toprağın tutulması, su varlıkların korunması ve yağış rejimini düzenlemesi bakımından çevre açısından vazgeçilmez önem arz etmektedir. İstanbul yoğun bir insan popülasyonuna sahip olan bir şehir konumunda bulunması dolayısıyla orman alanları bölgede yaşayan canlıların sağlıklı bir çevreye sahip olma hakkı bağlamında çok büyük bir öneme sahiptir. Her canlı doğayla temas etme hakkına sahiptir. Orman alanları canlıların psikolojik ve fiziksel sağlıkları açısından varlığı korunması gereken en önemli çevre faktörlerinden biridir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı rapora göre 136 milyon metrekarelik çok verimli tarım ve orman alanı proje kapsamında yok edilecektir. Diğer bir taraftan ÇED raporuna göre en büyük oranda yok olacak alan yaklaşık 35 milyon metrekare ve %52.16 oranı ile kuru tarım alanlarıdır. Kanal İstanbul güzergâhında yer alan tarım alanları ile ilgili olarak ÇED Raporunda özel çözümlere yer verilmiştir. Kanaldan çıkacak verimli tarım toprağı ile daha büyük ve geniş bir alanda rekreasyon alanı oluşturulması öngörülmektedir. Ayrıca, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından askıya çıkarılan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında 4,7 milyon m2 orman alanı ve 86,5 milyon m2 bölgesel yeşil alan ve spor alanı olmak üzere toplam 91,2 milyon m2 özel alan ihdas edildiği görülmektedir.[17]

Mevcut planlamalara göre, bölgeye yeni 4,67 milyon m2 orman alanı ve 86,5 milyon m2 bölgesel yeşil alan ve spor alanı olmak üzere toplam 91,24 milyon m2 alan kazandırılacaktır. Proje planlarında bahsedilen bu telafi yolları, kesin bir telafi edilebilme yöntemi sunmamaktadır. Bölgede yok olacağı belirtilen bu alanlardan milyonlarca insan ve sayısız canlı faydalanmaktadır. Yok olacak bu alanlar bölge insanı ve bölgenin diğer unsurlarının çevre haklarının bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Kanal İstanbul projesi sadece yapılacağı küçük bir bölgeyi ilgilendiren bir proje değildir. Proje kapsamında yok olacak tarım alanları hem o alanlardan kazanç sağlayan bölge insanının temiz bir çevreden faydalanma hakkını yok saymaktadır hem de bölgenin ekolojik dengesi içinde varlığını sürdüren diğer unsurların çeşitli dönemlerde çeşitli kurumlar tarafından tanımlanan çevre hakkı kavramını hiçe saymaktadır. Bir diğer taraftan, yok edilip sonradan geri kazandırılacağı iddia edilen orman olanları bölgede çevre olarak tanımlanan unsurun vazgeçilmez ögelerindendir. Orman alanları çok uzun yıllarda oluşan bu uzun yıllar içinde kendi ekolojik dengesini oluşturan bir yapıya sahiptir. Bu alanları yok edip daha sonra baştan insan eliyle yaratma önergesi üzerinde tartışılması gereken birçok soru işareti içeren bir ögedir. Vatandaşlarına ve çevreninin diğer canlı ve cansız unsurlarına sağlıklı bir çevre sunma görevine sahip olan sosyal devlet, proje kapsamında bahsedilen tüm unsurların çevre hakkını gasp etmektedir. Projede göz ardı edilen ve detaylıca göz önüne alınmayan çevre uygulamaları ileride unsurlara büyük sorunlar teşkil edebilecek çevre hakkı sorunu içermektedir.

Kanal İstanbul ve Biyolojik Çeşitlilik

Biyolojik çeşitlilik çevre kavramı içindeki en önemli kavramlardan biridir. Kanal İstanbul’un bölgede yaratacağı radikal değişiklik bekleneceği üzere bölgedeki biyolojik çeşitlilik açısından kaçınılmaz değişimlere sebep olacaktır. Var olan yeryüzü şeklinin değiştirilmesi, yukarıda bahsedilen doğal su kaynaklarının ve orman alanlarının yok edilmesi ve projenin yapım aşamasındaki ve sonrasındaki yaşanacak doğal ve beşeri yoğunluk bölgenin biyolojik çeşitliliğini derinden etkileyecektir. Küçükçekmece Gölü’nü ortadan kaldıracak, Sazlıdere Barajı’nı ve her iki sulak alanın çevresindeki sazlıkları yok edecek, hayvanların, kuşların yaşama ve konaklama alanlarını tahrip edecek, çayır ve meraları imara açacak, denizlerdeki canlı yaşamını bitirecek bir proje olarak, ekosistem bütünlüğü ilkesine aykırıdır.[18] (Dr. Ümit Şahin)

Yapılan çeşitli çalışmalarda sadece Terkos kumullarında ve yakın çevresindeki diğer ekosistemlerde 13 tane endemik tür olduğu, 70’e yakın da tehlike altında tür olduğu ortaya konulmuş. Bunlar 38 metrelik kıyı dolgusunun altında kalacak. Sadece kumullarda yaşayan bazı bitkilerin yok olması söz konusu.[19] (Prof. Dr. Doğanay Tolunay)

Uzmanların belirttiği bu görüşler doğrultusunda bölgedeki biyolojik çeşitliliğin tehlike altında olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Sağlıklı bir çevre sağlamak ve kaynakları sürdürülebilir kullanmak üzerine temellenen çevre hakkının projenin bu sonuçları bağlamında ihlal edildiği söylenebilir. İnsanlar ve çevrenin diğer unsurları kapsamında incelendiğinde çevre hakkı olan biyolojik çeşitliliğin korunması bu projenin sonuçları itibariyle büyük bir tehlike altına girecektir.

Sonuç

Günümüzde genç kuşak haklar arasında tanımlanan çevre hakkı bireylerin son yüzyılda edindiği en önemli haklardandır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 56. Maddesinde de bu hak “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” şeklinde açıkça belirtilmiştir. Bu maddeye göre çevreyi korumak ve geliştirmek hem vatandaşın hem de devletin görevidir. Kanal İstanbul’u bu bağlamda düşündüğümüzde makalenin önceki kısımlarında detaylıca değinildiği sebeplerden ötürü proje kapsamında devletin anayasada belirtilmiş olan ödevini yerine getirmediğini söyleyebiliriz. Proje yapım aşamasındaki ve sonrasındaki muhtemel işlem ve sonuçları bağlamında değerlendirildiğinde anayasada değinilen vatandaşların sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını ihlal edecek uygulamalar barındırmaktadır.

Bir diğer yandan, Rio Bildirgesi’nde çevre hakkı bağlamında yer alan vatandaşların bilgi edinme, katılım ve başvuru hakları projenin işleyiş şekli bağlamında ihlal edilmektedir. Kolektif katılımcı sistemden uzak bir şekilde yürütülen projenin aşamaları, bölgenin diğer tüm paydaşlarını süreç dışı bırakmaktadır. Çevre hakkının kapsamının şimdiki ve gelecek kuşaklar olduğu göz önüne alındığında, proje sürdürülebilirlik açısından da çevre hakkı ihlalleri barındırmaktadır. Kanal İstanbul’un proje aşamasında bulunan ve aydınlatılmayan soru işaretleri gelecekte önlenemez sonuçlara sebep olabilecektir. Bu bağlamda projede akademisyenlerin, bilim insanlarının, mühendislerin, bölge halkının ve diğer tüm paydaşların dahil olduğu tarafsız ve akılcı bir süreç izlenmesi gerekmektedir. Projenin gerekliliği de bu bağlamda ve bu katılımla tartışılmalıdır.

Kaynakça

BBC News Türkçe. (2020, 16 Kasım). Kanal İstanbul’un Montrö ve boğaz güvenliğine etkisi ne olacak? [YouTube video]. Erişim adresi: https://www.youtube.com/watch?v=rL_2KYf9xVM.

BBC News Türkçe. (2020, 17 Ocak). Kanal İstanbul Nedir? [YouTube video]. Erişim adresi: https://www.youtube.com/watch?v=nJ8KTvrdpSI

Bilgili, M. (2015). Anayasal Bir Hak Olarak Çevre Hakkı. Çankırı Karatekin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi , 6 (2) , 563-584 . Erişim adresi: https://dergipark.org.tr/tr/pub/jiss/issue/25891/272823

Çınar, M. (2017). KANAL İSTANBUL’UN ULUSLARARASI HUKUK BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ . Uluslararası Afro-Avrasya Araştırmaları Dergisi, 2 (3), 20-34. Erişim adresi: https://dergipark.org.tr/tr/pub/ijar/issue/31843/349902

Çiçek, E. (2012). İnsan Hakkı Olarak Çevre ve Çevre Hukukuna Hakim Olan Bazı İlkeler. Türkiye

Barolar Birliği Dergisi, 103, 351-378. Erişim adresi: http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2013-103-1238

Fidan, A. (2015). Kanal İstanbul Projesi ve Çılgın İstanbul Uydukent Projesi Üzerine Bütünleşik Fütz Analizi. Kent Kültürü ve Yönetimi Dergisi, 8 (2) , 53-62. Erişim adresi: https://www.kentakademisi.com/wp-content/uploads/2015/06/Kent-Akademisi-Dergisi-Ahmet-Fidan-Kanal-Istanbul-Projesinin-Futz-Analizi-Cilt-8-Sayi-2-2015.pdf

Gözler, K. (2020). Hukukun Temel Kavramları. Ekin Kitabevi Yayınları.

Greenpeace Akdeniz Türkiye. (2020,9 Şubat). Kanal İstanbul ve Doğal Ekosistemler (Bölüm 2). [YouTube video]. Erişim adresi: https://youtu.be/8Nkr3ZmyaOg

Güneş, A , Münster, L . (2011). Yeni Anayasa Tartışmaları Bağlamında Çevre . Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi , 15 (3) , 259-284. Erişim adresi: https://dergipark.org.tr/tr/pub/ahbvuhfd/issue/48117/608503

İlhan, A. (2021, 10 Şubat). Suyumuzu tehdit eden Kanal İstanbul projesi. [Blog yazısı]. Erişim adresi: https://www.greenpeace.org/turkey/blog/suyumuzu-tehdit-eden-kanal-istanbul-projesi/

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Planlama Ajansı. (2020). Kanal İstanbul Çalıştayı. Çevresel Boyut; Tarım, İklim ve Ekoloji. Erişim adresi: https://kanal.istanbul/wp-content/uploads/2020/03/KanalIstanbulCalistayi_Dijital.pdf

Keleş, R., Hamamcı C., Çoban, A. (2015). Çevre Politikası. İmge Kitabevi Yayınları.

T.C. İletişim Bakanlığı. (2019, 30 Aralık). Kanal İstanbul Projesi. [YouTube video]. Erişim adresi: https://www.youtube.com/watch?v=nMU_WoxukY8.

Turgut, N.Y. (2009). Çevre Politikası ve Hukuku. Ankara: İmaj Yayınevi.


[1] Bilgili, M. (2015). Anayasal Bir Hak Olarak Çevre Hakkı.

[2] Güneş M. Ahmet, LL.M. (Münster), Yeni Anayasa Tartışmalarında Çevre

[3] Keleş, R., Hamamcı, C., Çoban, A. (2009), Çevre Politikası, 6. Baskı

[4] Çiçek, E. (2012). İnsan Hakkı Olarak Çevre ve Çevre Hukukuna Hakim Olan Bazı İlkeler.

[5] Gözler, K. (2020). Hukukun Temel Kavramları,.

[6] Bilgili, M. (2015). Anayasal Bir Hak Olarak Çevre Hakkı.

[7] Stockholm Bildirgesi, http://www.unep.org/Documents.Multilingual/Default.asp ?documentid =97& articleid=1503 adresinden alınmış, çeviriler yazar tarafından yapılmış ve literatürde yapılan çevirilerle karşılaştırılarak metne dâhil edilmiştir. Erişim Tarihi: 26.02.2012.

[8] Bilgili, M. (2015). Anayasal Bir Hak Olarak Çevre Hakkı.

[9] Bilgili, M. (2015). Anayasal Bir Hak Olarak Çevre Hakkı.

[10] Turgut, N.Y. (2009). Çevre Politikası ve Hukuku, Ankara: İmaj Yayınevi.

[11] Çınar, M . (2017). KANAL İSTANBUL’UN ULUSLARARASI HUKUK BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ . Uluslararası Afro-Avrasya Araştırmaları Dergisi , 2 (3) , 20-34 . Erişim adresi: https://dergipark.org.tr/tr/pub/ijar/issue/31843/349902

[12] BBC News Türkçe. (2020, 17 Ocak). Kanal İstanbul Nedir? [YouTube video]. Erişim adresi: https://www.youtube.com/watch?v=nJ8KTvrdpSI

[13] Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED), gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar bütünüdür.

[14] Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığı. 50 Soruda Kanal İstanbul (37).

[15] BBC News Türkçe. (2020, 17 Ocak). Kanal İstanbul’un çevreye etkisi ne olacak? [YouTube video]. Erişim adresi: https://www.youtube.com/watch?v=i-uQ56sYHyA

[16] İlhan, A. (2021, 10 Şubat). Suyumuzu tehdit eden Kanal İstanbul projesi. [Blog yazısı]. Erişim adresi: https://www.greenpeace.org/turkey/blog/suyumuzu-tehdit-eden-kanal-istanbul-projesi/

[17] Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığı. 50 Soruda Kanal İstanbul (46).

[18] Şahin, Ü. (2020, 10 Ocak). Kanal İstanbul Çalıştay Raporu. A. Atalık (Moderatör), Çevresel Boyut; Tarım, İklim ve Ekoloji.

[19] Greenpeace Akdeniz Türkiye. (2020,9 Şubat). Kanal İstanbul ve Doğal Ekosistemler (Bölüm 2). [YouTube video]. Erişim adresi: https://youtu.be/8Nkr3ZmyaOg