“ERKEKLER, KADINLAR VE CİNSEL ÇİFTE STANDART.” Kampüs Yaşamı Üzerinden Bir İnceleme

Toplum, kadınları bazen “iyi kız” imajıyla “el değmemiş” olarak tanımlarken bazı kadınlarıysa bu kalıplara uymayan erotik yönlerinin baskınlığıyla tanımladı. 1950’li ve 1960’lı yıllarda dönemin ikon olmuş kadınları da bu kalıplar aracılığıyla yapılan tanımlamalardan nasibini almıştı. Dönemin kadınları “bakire iyi kız” ya da erkeğin evine götürüp annesinin önüne çıkarmaması gereken “öteki kötü kız” olarak tanımlanmıştı. 1960’ların sonunda ve 70’li yıllarda kadınların evlilik öncesi cinsel ilişki yaşamalarının git gide daha çok kabul görmesi değişiminin de yaşandığı, tüm kadınların cinselliklerini sahiplenmeye teşvik edildiği ve “iyi kız”/ “kötü kız” gibi etiketleri ortadan kaldırmayı amaçlayan bir cinsel devrim yaşanmıştır.

Geçmişte yaşanan bu gelişmelere rağmen günümüzde kadınların cinselliğine dair yaklaşımlara “Ne kadar değişti?” sorusunu sormakta fayda var. Günümüzde kadınların cinselliğini en rahat yaşayabildiği yerlerden biri de üniversite kampüsleri. Ancak üniversite kampüsleri geçmişe kıyasla gençlere takılma hayatı konusunda çok daha fazla özgürlük getirmişse de erkekler ve kadınlara karşı uygulanan çifte standarttan bahsetmek hâlâ mümkündür. Faith ve State Üniversitelerinde okuyan öğrencilerle yapılan görüşmelerde alınan cevaplar bu durumu kanıtlar niteliktedir. Üniversitenin ilk yılında erkekler ve kadınlar içinde bulundukları yeni sosyal ortamı keşfetmek ve ebeveyn denetiminden uzak yaşamayı deneyimlemek için daha çok “rastgele” takılmak istediklerini belirtmişlerdir. Ancak ilk yılın sonunda kadınlar ve erkeklerin beklentileri değişmektedir. Erkekler içinde bulundukları statükonun tadını çıkarmak isterken kadınlar daha fazlasını istemeye başlamaktadır. Erkekler ancak “doğru kızı” bulduklarında ilişki yaşayabileceklerini ancak o kızı bulmak için “herhangi bir zahmete” girmeyeceklerini belirtmektedir. Erkekler kadınların takılmaktan daha fazlasını istediğini bilmektedirler. Bu yüzden kadınlara böyle bir şey istemediklerini anlatmak için farklı stratejiler geliştirmişlerdir. “Akşama antrenmanım var” gibi yalanlar söylemek ya da mesajlara ve aramalara geri dönmemek (ghosting) bu stratejilerden bazılarıdır. Üniversite öğrencisi Susan erkeklerin ilişki yaşamaktan kaçması konusundaki yaşadığı hayal kırıklığını şöyle özetlemektedir:

KB: Rastgele takılmaların senin için sorun olmasının sebebi gelecekte bunu istemeyecek olman mı?

Susan: Evet, buydu. Takıldığım çocukla benim yatağımda yatardık ama aramızda cinsel hiçbir şey geçmezdi, beni öpmezdi bile. Sonraları birlikte biraz daha zaman geçirmeye başlayınca öpüşmeye başladık, aramızda bir şeyler yaşandı ama o sonra aramızdakinin bir ilişkiye dönüşmesine dair tek kelime dahi etmedi. Ben “onun kız arkadaşı olmak istiyorum” diye düşünüyordum. Bir erkek arkadaş ve daha önce yaşadığım türden bir bağlılık arıyordum ve bunu onda bulmuştum ama o ilişki istemiyordu, “Şimdi biz neyiz/neredeyiz?” diye sormak da istemiyordum çünkü biliyorum ki erkekler bu sorudan hoşlan­mıyor. Zaman içinde seviştik. Sonra o benimle konuşma­ya ve vakit geçirmeye devam etmek istedi ama hiçbir zaman “Biz neyiz?” sorusu gündeme gelmedi. Bu da beni ondan uzaklaştırdı çünkü onunla öylesine yatmayı ve yaşadıklarımızın onun için bir şey ifade etmemesini istemiyordum. Öylece de bitti. [1. sınıf, Faith Üniversitesi] (Bogle, 2015)

Susan’ın partnerine ilişki yaşamak isteyip istemediğini soramamasının altında yatan nedeni bize “gizli iktidar” kavramı açıklayabilir. İlişkiler altında gizli iktidar mücadelesinin yattığını belirten bu kavram, “mevcut durumu bozmamak” ve “ilişkiyi tehlikeye atmamak” uğruna kendilerini rahatsız eden durumları dile getirmediği belirtmektedir. Kadınların erkekleri rahatsız edecek bu soruları soramamasının altında erkeklerin ilişkide daha fazla güce sahip olması yatmaktadır.

Kadınların erkeklere oranla daha fazla ilişki istemesinin en muhtemel sebebi kadınların itibarlarını korumak için erkek arkadaşa ihtiyaç duymalarıdır. Cinsel devrimin üzerinden 30 yıl geçmiş olmasına rağmen cinsel ilişki konusunda üniversite kampüslerinde dahi kadınlar ve erkeklere karşı çifte standart içeren yaklaşımlar hâlâ mevcuttur. Erkekler cinsel hayat yaşamak ya da “durulmak” arasında seçim yapmakta oldukça özgürken kadınların bu konudaki özgürlüğü oldukça sınırlıdır. 2. Sınıf State Üniversitesi öğrencisi Max bu konuda şunları söylemektedir:

Bir kızın birçok erkekle takılması iki cinsiyet tarafından da hoş görülmez. Ama erkek bir sürü insanla takılıyorsa akranları, özellikle de erkekler “valla adamsın” der.

Bir diğer yandan 4. Sınıf Faith Üniversitesi öğrencisi Joseph “İnsanlar ne yaparsa kötü şöhrete sahip olur?” sorusuna “Eğer kızsanız belli şeyler: herkesle yatmak. Tüm mesele toplumun herkese dayattığı çifte standart” cevabını vermiştir.

Takılma hayatında aktif olarak yer alan kadınlar “kaltak” olarak tanımlanmakta, ama bu yaftalama erkekler için geçerli değil; aktif olarak takılan erkekler “azgın ve çapkın” olarak tanımlanıyor, kampüste fazla erkekle birlikte olan kadınlar için “hafif kız” algısı oluşuyor. Bu algı aynı toplum içinde bulunan birçok erkek için doğru bir algı olarak kabul edilmektedir. Aynı zamanda bu algının oluşmasında erkeklere göre göre kadınların nasıl giyindiği, ne kadar içtiği, sosyal ortamında nasıl davrandığı da etkili olmaktadır. Ancak erkekler için böyle bir algının oluşması bu durumlar dolayısıyla mümkün değildir. Bu sebeplerden dolayı kadınlar için takılma kültüründe yer almak çifte standart sebebiyle riskli olabilmektedir. Kadınlar bu kuralları ve bu kuralları çiğnemenin sonuçlarını her durumda göz önüne almak zorundadır.

Kaynakça:

Bogle, K. A. (2015). TAKILMA KÜLTÜRÜ: Kampüste Seks, Flört ve İlişkiler. İstanbul: Güldünya Yayınları.