Türk Edebiyatında Selim Pusat Karakteri ve Travma Sonrası Hayata Küsme Bozukluğu

İlk olarak 1999 yılında Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin dağılmasıyla birlikte göçmenlerin yaşadığı olumsuz durumlarla ortaya çıkan travma sonrası hayata küsme bozukluğu, travmanın kapsamının genişletildiği bir dönemde oldukça önem taşıyan ve pek bilinmeyen bir kavramdır. Türk Edebiyatının en önemli postmodern eserlerinden olan Hüseyin Nihal Atsız’ın Ruh Adam adlı romanında yer alan baş karakter Yüzbaşı Selim Pusat ve yaşadıkları, Alman psikiyatrist Michael Linden’in ortaya attığı travma sonrası hayata küsme bozukluğu kavramıyla oldukça paralellik göstermektedir. Üstelik Atsız, romanını yayınladığında tarih 1972’yken Linden ve ekibinin travma sonrası hayata küsme bozukluğu kriterlerini belirlemeleriyse bundan tam 32 yıl sonra, 2004 yılında olmuştur. Yazının geri kalanında bu benzerlikler detaylarıyla birlikte ele alınacaktır. 

Ruh Adam Romanı

   Ruh Adam romanı bütün diğer değerlendirmelere rağmen en başta bir aşk romanıdır. Kitabın özünde “İnsan aşk ve kader karşısında çaresiz midir?” bu sorunun cevabı aranır. Selim Pusat romanın neredeyse tamamında aklı ve kalbi arasında kalmaktadır. Bu yazıdaysa Selim Pusat’ın romandaki aşk hayatından ziyade çok sevdiği hatta yaşam felsefesi olarak gördüğü askerlik mesleğinden atılması ve sonrasında yaşadıklarının onun ruh hali üzerindeki etkisine değinilecektir.

   Özellikle kitabın ilk bölümlerinde Selim Pusat’ın psikolojisi üzerinde fazlaca durulmuştur. Bu bölüm, kötü ruh hali, bezmişlik, melankolik bir hava, amaçsızlık ve mutsuzluk gibi olumsuz temalar etrafında şekillenir (Bekiroğlu, 2000). Hayata sadece askerlik bakış açısından bakan, sevdiği kadının güzelliğini bile imha savaşına benzetecek kadar askerliği hayatının merkezine, düşüncelerine koyan, yaşam enerjisi dolu, kararlı ve ateşli Yüzbaşı Selim Pusat’ın vatan hainliğinden, iş birlikçilikten yargılanması, ordudan atılması onu derin bir suskunluğa sürüklemiştir. Artık hiçbir şeyden keyif almıyor, herkesten iğreniyordur. Özellikle Selim’in bu ruh hallerinin anlatıldığı kısımda yazar Selim’i tıpkı diğer hayata küsme bozukluğu yaşayan kişiler gibi ümitsiz, kırgın ve üzgün gösterir. Yaşamaktan zevk almadığını ustaca aktarır bizlere.  

Travma Sonrası Hayata Küsme Bozukluğu

   Travmanın kapsamı son yıllarda genişletilmektedir. Özellikle son 20 yıllık süreçte travma ile ilgili çalışmalar oldukça artmıştır. Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) herkes için travmatik bir yaşam deneyimine, yaşamı tehdit eden bir olaya maruz kalmak ya da yaşanan felakete karşı gösterilen tepki olarak yer almaktadır. Hayata Küsme Bozukluğu, TSSB ve uyum bozukluğu arasında değerlendirilebilir. Haksızlığa uğrama, yaşanan bir olumsuz deneyimin sık sık hatırlanması ve davranışlarda bazı kaçınmaların yaşanması genel olarak travma sonrası hayata küsme bozukluğu olarak tanımlanabilir. Kişiler yaşadıkları sorunların kaynağını tek bir olaya bağlarlar ve genelde yaşadıkları durumu “haksızlık” olarak dile getirirler (Bayraktar, 2018).

   Hayata küsme bozukluğu ilk olarak 1999’da Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin dağılması sürecinde bu bölgeden gelen göçmenlerin psikiyatri servislerine başvurması sonucu tanılanmıştır (Linden ve ark. 2004). Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra insanlar “Doğulu göçmen” muamelesi görmüştür. Bu göçmenlerin %30’u kendini “kaybeden” (loser) olarak görmekteydi (Schwarzer ve Jerusalem, 1994). “Hayata Küsme” terimi Almanca verbitterung ve İngilizce embitterment sözcüklerinin yerine önerilmiştir (Hasanoğlu, 2008). Verbitterung sözcüğünün sözlük karşılığı, “hayata küskünlük, mutsuzluk, insanlara düşmanlık kazanma”dır. Embitterment sözcüğünün sözlük karşılığı ise “üzülme, hayattan bezme”dir (Alexander, 1966). Travma sonrası hayata küsme bozukluğu, Michael Linden tarafından ortaya atılmıştır. Linden ve ekibi travma sonrası hayata küsme bozukluğunun tanılarını belirlemişlerdir. İş yerinde yaşanan çok ağır olmayan bir kaza, devlet dairesinde ve iş yerlerinde maruz kalınan psikolojik baskı (mobbing), bedensel bir hastalığın teşhisi, aile bireylerinden birinin hastalanması, aile içi çatışma ya da çocuklardan birinin okul veya uyuşturucu sorunu tablonun beklenenden çok fazla kötüleşmesine ve kişinin iş gücünün azalmasına, haksızlığa uğradığı duygusunun gelişmesine ve hayata küsmesine neden olabilir. Birey yalnız ve anlaşılmamış hisseder. İnsanlara olan güveni azalır. Düşmanlık duygusu gelişir. İşten çıkarılma, olumsuz sonuçlar doğuran, kişide hayal kırıklığı yaratan, değer yargılarını irdeleyici, normalde pek rastlanmayan ama hayatı da tehdit etmeyen önemli bir yaşantıdır. Olay anımsandıkça kişi duygusal dalgalanmalar yaşar, depresif bir duygu durumuna girer, enerji kaybı gösterir. Travma sonrası hayata küsme bozukluğu olan kişilerde en sık görülen olaylar sırasıyla işten çıkarılma, iş yerinde sorun yaşama, bir yakının ölümü/kaybı ve aile içi çatışmadır. Hastaların çoğu haksızlığa uğradığını söyler. Hayata küskünlük, hiddet ve çaresizlik yaşarlar. 

Travma Sonrası Hayata Küsme Bozukluğu Belirtileri ve Tanı Kriterleri

Hayata küsme bozukluğunun belirtileri depresyona oldukça benzer. Depresif duygu-durum, enerji azalması, yaşadıkları aklına takılınca uykuya dalmada güçlük, moralin düşük olması depresyonu bizlere düşündürür. Kişinin hayata küsme bozukluğuna özgü yakınmalarıysa genelde yaşadıklarını bir haksızlık olarak değerlendirmesi, yaşadıkları aklına geldikçe hiddet ve çaresizlik duyguları yaşamasıdır. Davranış olarak da olayı hatırlatıcı yerlerde bulunmaktan kaçınıyor olabilir. TSSB ile ayırıcı tanıda önemli olan, yaşanan olayın yaşamı tehdit eden ve korku yaratan bir olay olmamasıdır. Hayata küsme bozukluğunda işkence, felaket ya da yaşamı uzun süre tehdit eden bir yaşantı bulunmaz. Hayata küsme, toplumsal olarak haksızlığa uğrama durumlarında ortaya çıkan bir duygu (Pirhacova 1997) ya da uzun süren işsizliğe gösterilen duygu-durumsal bir tepki olarak (Zemperl ve Frese 1997) tanımlanmaktadır.

    Göçmenlerde uyum, duygu-durum, anksiyete bozuklukları, TSSB ve somatoform bozukluklar başta olmak üzere tüm psikiyatrik bozuklukların daha yüksek oranda bulunduğunu ortaya koyan birçok araştırma bulunmaktadır (Ekşi 2002). Hayata küsme bozukluğu Anadolu’dan Avrupa’ya göç eden Türklerde de gözlenmektedir (Weiss 2005). Yıllarca baskı ve kötü muameleye maruz kalan, kötü iş koşullarında ve görece düşük ücretlerle çalışan, geriye dönüş hayalleri bir türlü gerçekleşmeyen, Avrupa’da “yabancı”, Türkiye’de “Almancı” muamelesi gören ve kendilerini, batı kültürünün de etkisiyle bireyci bir yaşam tarzı benimseyen çocukları tarafından dahi anlaşılmamış hisseden özellikle birinci kuşak göçmenlerde kendine güvensizlik, çaresizlik ve anksiyetenin eşlik ettiği bir regresyon gözlenir (Grinberg ve Grinberg 1999).

Linden ve arkadaşları 2004 yılında travma sonrası hayata küsme bozukluğunu daha sistematik ve bilimsel bir zemine oturtmak için yaptıkları araştırmalar sonucunda aşağıda belirtilen tanı kriterlerini öne sürmüşlerdir.

A. Ana kriterler

1. Sonrasında ruhsal bozukluğun geliştiği olumsuz yaşam deneyimi vardır.

2. Hasta durumunun kötüleşmesinden bilinçli olarak olayı sorumlu tutar.

3. Hasta yaşadığı olayı “haksızlık“ olarak değerlendirir.

4. Yaşanan olay konuşulduğunda “küskünlük ve hiddet“ hisseder.

5. Hasta olayı tekrar tekrar anımsar; olayı unutmaması birey için önemlidir.

6. Duygu-durumu düzenleyebilme yeteneği bozulmamıştır. Hasta dikkatini başka şeylere yönelttiğinde normal bir duygu-durum gösterir.

7. Yaşanan olumsuz deneyimden önce herhangi bir ruhsal bozukluk söz konusu değildir; şu andaki durum daha önceki bir bozukluğun nüksetmesi olarak yorumlanamaz.

B. Ek bulgular

1. Hasta kendini bir kurban gibi algılar ve çaresiz, durumla baş edemeyecek gibi hisseder.

2. Hasta olayla başa çıkamadığı için durmadan kendini suçlar.

3. Hasta, hiçbir şeyi umursamadığını, iyileşip iyileşmemenin de kendisini artık ilgilendirmediğini söyler.

4. Öz kıyım düşünceleri olabilir.

5. Duygu-durumu disforik, agresif ve depresiftir ve majör depresyonu anımsatır.

6. Hasta bir dizi özgül olmayan uyku bozukluğu, iştah kaybı ya da ağrı gibi bedensel bulgu gösterebilir.

7. Hasta olayın geçtiği yer ve olayın kendisiyle ilgili fobik belirtiler gösterir.

8. Enerji kaybı vardır; hasta kendini güçsüz, bitkin hisseder.

Selim Pusat’ın Dönüşümü

   Atsız’ın eserinde kendi ifade ettiği anlatımıyla Selim Pusat, “Üç yıl öncesine kadar ordunun iyi bir yüzbaşısıydı ve Harp Akademisi’nin son sınıfında bulunuyordu. Askerliği bir meslek değil, bir inanç olarak kabul etmişti. Ona göre insanlar kumanda edenlerle kumanda edilenlerden ibaretti ve hayat denen nesne, süngü takıp avcı hattında yürümekten başka bir şey değildi. Aşırı düşünceleri, inandığı fikirler uğrundaki sebatı yüzünden kendisini mahvetti. Çünkü o krallık taraftarıydı ve cumhuriyet rejimiyle idare olunan bir memlekette kralcı olmanın doğuracağı tehlikeleri umursamıyordu. Harp tarihine iyice nüfuz etmiş ve bu nüfuz ediş onu kralcılığa götürmüştü.” Hayata her zaman askerlik perspektifinden bakan Pusat Cumhuriyetin güzel bir rejim olduğunu ama büyük kumandan yetiştirme konusunda yetersiz olduğunu düşünüyordu. Yaptığı araştırmalar sonucunda büyük kumandanların krallıklardan çıktığı fikrini benimsemişti. Üstleriyle girdiği tartışmalar onu hapse mahkûm ettirmiş, ismi gazetelerde arkadaşı Şeref’le birlikte vatan haini, iş birlikçi olarak geçmişti. Kendisine haksız yere ve keyfi olarak maaşını vermemişler, eşini de öğretmenlikten çıkarmışlardı. Parayı aşağılık bir nesne olarak gören Selim Pusat’ın ona muhtaç olması gururunu zedelemektedir. İnsanların çirkefleştiğini düşündüğü bir asırda doğduğu için kadere lanet etmekteydi. Selim’in içinde olduğu duygu durumunun başlangıcı olarak meslekten atıldığı olumsuz yaşam deneyimini görmekteyiz. Bu durumun hayata küsme bozukluğunun ilk tanı kriterini karşıladığını söylemek yanlış olmaz. Yine kitapta ifade edildiği gibi artık Selim’in ruhu ölmüştü. Arkadaşı Şeref’le birlikte 15 yıldan 2 yıla düşen hapis sürelerini yatmışlar, asker olarak girdikleri cezaevinden mesleksiz olarak ayrılmışlardı. Şeref, bir gün Pusat’a kısa bir yazı göndererek intihar etti. “Tiyatro bitti. Beklemeye lüzum görmüyorum!”

   Selim’in yaşadığı askerlikten atılma ve hain olarak yargılanma olayları karşısında değer yargılarının sarsıldığını söylemek yanlış olmaz. Artık eski hayatında olduğu gibi kararlı ve canlı birisi değil, yaşayan bir ceset gibidir. Hayata küsmüş, düşünceleri değişmiş, haksızlığa uğramış hissetmektedir. Yine tanı kriterlerinde yer aldığı gibi Selim dikkatini başka şeylere yönelttiğinde (harp tarihiyle ilgili araştırmalar, okumalar yaptığında) normal bir duygu-durum gösterir.    

   Arkadaşının mezarını kendi elleriyle dolduran Pusat, arkadaşının intihar etmesinden de oldukça etkilendi. Eskiden çok aktif bir adam olan Selim şimdiyse uzaklara dalıp giden, durgun, düşünceli birisi olmuştu. Selim Pusat kitapta belirtildiği gibi “Hiçbir şeyden şikâyet etmiyor, fakat hiçbir şeyi de beğenmiyordu. Hayattan zevk almak hassasını kaybetmişti. Hiçbir yere çıkmıyor, hiçbir eğlenceye gitmiyor, kimseyi aramıyor, kendisini ziyaret edenlerin yüzüne bakmıyordu. Çok az konuşuyordu.”. Yine burada da Selim’in bozukluğun tanılarında yer alan enerji kaybı durumunu yaşadığını, major depresyonu anımsatıcı belirtiler gösterdiğini söyleyebiliriz.

   Eskiden sık sık içki içen Pusat, içtiği zaman neşelenir ve etrafındaki insanlarla şakalaşırdı. Şimdiyse çok daha fazla içse bile yüzü gülmüyor, kederli bir hal alıyordu. Yazarın anlatımıyla söylemek gerekirse “Selim’in kalbinde sevgiden eser kalmamış, onun yerini kin ve tiksinti doldurmuştu. Vaktiyle o kadar canlı olan bu adam artık bir gölge, bir hayal, bir ruh gibi dolaşıyordu.”. Pusat artık hiçbir şeye inanmıyor, herkesi iğrenç görüyor, her zevki bayağı buluyor, her şeyle ince ince alay ediyordu. Kitapta yazarın aktardığı şekliyle “Selim’e göre yaşamak sadece yaşamak; ölüm ise hatıralarda, gönüllerde, tabiatta ve ebedi karanlıkta yaşamaktı. Yahut da sadece hatıralarda, hatıralardan silindikten sonra tabiatta, tabiatta parçalandıktan sonra ebedi karanlıkta yaşamaktı. O karanlıkta kaybolmak, unutulmak ne güzeldi!”. Selim, hayata küsme bozukluğunun da tanı kriterlerinden olan öz kıyım düşüncelerine sahipti. Arkadaşı Şeref gibi intihar etmeyi düşünüyor ama Ayşe ve oğlu Tosun’u düşününce bu düşüncesinden vazgeçiyordu.

Selim Pusat’ın hayatının merkezine koyduğu, çok sevdiği askerlik mesleğinden atılması onda hayata küsme bozukluğu belirtilerinin yaşanmasına sebep olmuştur. Adalete olan inancı, insanlara olan güveni artık sarsılmıştır. İnsanlara olan sevgisini kaybetmiş, onların ne düşündüğünü ne hissettiğini önemsemeyiyse çoktan bırakmıştır. Yazımın son kısmını Ruh Adam kitabında yer alan ve konuyu güzel özetlediğini düşündüğüm bir alıntıyla bitirmek istiyorum:

“İnsanlar okunmamış birer kitaptır. En basitleri hakkındaki hükmü bile tamamının okunmasına bırakmalı. Biraz derince olanların ise, iyice okunduktan sonra üzerinde az veya çok düşünmek lazım.”     

Yazar: Hulusi Özdemir Editör: Tuğçe Bayır

Kaynakça

Alexander J (1966) The psychology of bitternes. Int J Psychoanal, 41: 514-520.

Atsız, H. N. (2017). Ruh adam. Ötüken Neşriyat AŞ.

BAYRAKTAR, S. TRAVMA SONRASI HAYATA KÜSME BOZUKLUĞU. Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi3(3), 55-60.

BEKİROĞLU, N. (2000). Ruh Adam Romanı Üzerine Bir Tahlil Denemesi.

Ekşi A (2002) Sığınmacı ve Göçmenlerde Psikopatoloji. Türk Psikiyatri Dergisi, 13(3):215-221.

Grinberg L, Grinberg R (1999) Psychoanalytic perspectives on migration. Psycoanalyses and culture. A Kleinien perspective. Bell D (Ed). Tavistock Clinic Series, s. 154-170.

Hasanoğlu, A. (2008). Yeni Bir Tanı Kategorisi Önerisi: Travma Sonrası Hayata Küsme Bozukluğu. Turk Psikiyatri Dergisi19(1).

Linden M (2003) Posttraumatic Embitterment Disorder. Psychother Psychosom, 72: 195-202. Linden M, Schippan B, Baumann K, Spielberg R (2004) Posttraumatische Verbitterungsstörung (PTED). Nervenarzt, 75: 51-57.

Pirhacova I (1997) Perceived social injustice and negative affective states. Studia Psycholog, 39: 133-136.

Schwarzer R, Jerusalem M (Ed) (1994) Gesellschaftlicher Umbruch als kritisches Lebensereignis. Psychosoziale Krisenbewältigung von Übersiedlern und Ostdeutschen. Weinheim. Juventa Verlag.

Weiss R (2005) Macht Migration krank? Seismo Verlag

Zemperl J, Frese M (1997) Arbeitslose: Selbstverwaltung überwindet die Lethargie. Psychol Heute, 24: 36-41.

Hulusi Özdemir
Akdeniz Üniversitesi Psikoloji Bölümü 4. Sınıf öğrencisi. Genellikle psikoloji, tarih ve politika alanlarıyla ilgilidir. Kamp yapmayı sever, iyi bir Beşiktaş taraftarı.