Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/videmusd/public_html/wp-includes/functions.php on line 5663

Politik Bi’ Eğlence: Drag

Yazarın Notu: Dilerseniz bu yazıyı sizin için seçtiğim şarkı eşliğinde okumaya başlayabilirsiniz. https://open.spotify.com/track/7jman10UPhzhtOOqZLjSsh?si=1d4e82c493564e03

Drag, onu eşsiz kılan renkli ve abartılı yapısıyla modern zamanların en eğlenceli ve aynı zamanda en yıkıcı toplumsal eleştirilerinden birini yapıyor. Zira, drag onu icra eden kişinin bireysel sınırlarını genişletmesinin yanı sıra toplumsal cinsiyet normlarını, ikili cinsiyet dayatmasını ve heteronormativiteyi kendine has çaprazlama yapısıyla eleştiriyor. Bahsi geçen eleştiri ise drag’in tam karşısında durduğu performatifin kaynağından geliyor.

Performatif ve Drag

Fotoğraf: Joshua Williams

Her toplumun kendine has normları ve bu normları hayatta tutmak için koyduğu kuralları vardır. Bu kurallar zamanla o toplumda yaşayan bireylerin sorumlulukları haline gelebilir. Tıpkı toplumsal cinsiyete dayalı kurallar gibi…

Hayata gözlerimizi açtığımız andan itibaren toplum bizlere bir cinsiyet atar. Bir bebek olarak dünyaya geldiğimiz zaman hakkımızda söylenen ilk cümlelerden biri “Bu bir kız!” ya da “Bu bir erkek!” cümlesi olur ve aslında toplumun bizden beklentileri o andan itibaren başlar. Bir “kız” ya da “erkek” olmamız üzerinden bize çeşitli görevler yüklenir; çünkü, içinde bulunduğumuz topluma göre bir “erkek” ya da “kadın” olarak yapmamız ve yapmamamız gereken şeyler vardır. Bizlere yüklenen bu sorumluluklar ve kurallar nasıl yürümemiz gerektiğinden nasıl giyinmemiz gerektiğine, nasıl oturmamız, konuşmamız gerektiğinden edinebileceğimiz hobilere kadar hayatımızın her alanına etki eder. Toplumun doğduğumuz andan itibaren bizden gerçekleştirmemizi beklediği kutsal(!) bir görevimiz vardır: İdeal kadın veya erkek olmak. Zaten bütün bu kurallar ve dayatmalar topluma ideal kadını ya da ideal erkeği kazandırmak içindir. Performatif olan da buna hizmet eder. Performatif eylemler için kişilerin atanmış cinsiyetlerine bağlı kuralları çiğnemeden cinsiyetliliklerini gerçekleştirmeleri diyebiliriz. Performatifin dışına çıkmayan kadın için “ideal” olan bir kadın imajı vardır. Hayatı boyunca o kadın olmak için mücadele eder. Onu taklit eder, onun gibi olmak ister. Aynı durum performatifin dışına çıkmak istemeyen erkek için de geçerlidir. O da “ideal” erkek imajındaki erkek olmak için çabalar.

Bu noktada performatifin ikili cinsiyet anlayışını ve heteronormatif yaklaşımını eleştiren drag karşımıza çıkar. Drag’i diğer protestolardan ve eleştirilerden ayıran yanı performatif olanı taklit etmesi ve onun istediğini yaparak ona zarar vermesi diyebiliriz.  Bu amaçla drag icracısı bir sahne “persona”sı yaratır. Yarattığı “persona”nın kendine has özellikleri vardır. Atanmış cinsiyeti erkek olan bir drag icracısının sahne “persona”sı kadın ya da erkek olabilir. Aynı şekilde atanmış cinsiyeti kadın olan bir birey de drag icracısı olabilir. İcracıların yarattığı “persona”lar -örneğin “persona” bir kadınsa- performatif olanın kadından beklentisini taklit eder. Bunu cross-dressing*, impersonasyon ve cinsiyeti taklit yoluyla gerçekleştirir. Bu şekilde performativite parodisi oluşturur.

*Kişinin atanmış cinsiyetine göre karşı cinsle bağdaşlaştırılmış giysiler giymesi.

Ben de drag’in iç ve dış ruhsal mekanlar arasındaki ayrımı tümüyle altüst ettiğini ve hem dışavurumcu toplumsal cinsiyet modelini hem de hakiki toplumsal cinsiyet kimliği mefhumunu alaya aldığını düşünüyorum.

Judith Butler, Cinsiyet Belası (2008).

Bahsi geçen parodide icracının bedeni mühim bir role sahiptir. Çünkü drag, cinsiyetin oluşumunu icra eder ve bu oluşum bedenle aynı olmayan ancak bedenden tümüyle bağımsız da olmayan bir yapıya sahiptir. Zira, drag’in konusu olan toplumsal cinsiyet bedenden ayrıdır; fakat eleştirilen yargılar “persona”nın bedeni üzerinden yaratılır. Aynı zamanda drag politik amacının yanında icracısından izler taşır. İcracı için gerçekçilik en önemli amaçlardan biridir. Drag’in olmazsa olmazları makyaj ve kostüm “fiziksel gerçekliğe” yaklaşmak için şarttır.

Paris is Burning filminde icracının ne kadar iyi bir drag icrasını olduğunu anlamanın ölçütü olarak “gerçek” -dolayısıyla heteroseksüel- bir erkeğe ya da kadına benzerlik düzeyi gösterilir. Şüphesiz, burada bahsedilen gerçeklik performatif olanın dayatmalarından başka bir şey değildir. Butler buna paralel olarak “Drag abartılı normların heteroseksüel bir dünyeviyat olarak gösterilme yolları üzerinden okunabilir.” der.

Paris is Burning (1990)

Homofobik Terör

Judith Butler, bir makalesinde performatifin temelinde yatan heteronormativiteyi ve ondan beslenen homofobiyi açıklarken terör kelimesini kullanır ve bu bir hayli yerinde bir tanımlamadır. Homofobinin kuiri dışlama, ayıplama ve suçlama çabasının yalnızca bunlarla sınırlı kalmaması ve fırsat bulduğunda onu yok etme arzusu göz önünde bulundurulduğunda Butler’a hak vermemek imkansızdır.

Paris is Burning (1990)

Performatif kalıplar homofobiyi beslerken eşcinsel erkeği daha dişil; eşcinsel kadını daha eril görme çabasına girer. Aynı şekilde eşcinsel ilişkilerde dahi bir tarafın “erkek” ve bir tarafın “kadın” rolünde olması gerekliliğini dile getirir. Zira, onun için eşcinsel ilişkiler dahi heteronormatif değerler çerçevesinde var olabilir. Cinsel yönelimi cinsel kimlikle bir gören ve ikisi arasında bir bağ kurmaya çalışan bu anlayışın imkansızlığı oldukça bariz olmasına rağmen günümüzde hala bu imkansızlık bazı kişiler tarafından görülmüyor. İşte bu sebeple drag, sadece ikili cinsiyet dayatmasının değil homofobik fikirlerin ve eylemlerin de karşısında alaycı tavrıyla dimdik ayakta duruyor.

Bonus

Drag’in eğlence kısmını biraz daha keşfetmek isterseniz hem Türkiye’de hem de yurt dışında ün kazanmış drag queen‘leri takip edebilir, biraz daha şovlu olsun isterseniz günümüzün en ünlü eğlence programlarından olan RuPaul’s Drag Race tarzında programlar izleyebilirsiniz. Bunların dışında tabii ki de Türkiye’nin en meşhur drag queen’i Huysuz Virjin’in geçmişte yaptığı televizyon programlarının arşivlerine YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. Meselenin akademik boyutunu merak ediyorsanız kuir teori okumaları yapabilir, bu sayede hem drag’e farklı bir açıdan bakabilir hem de toplumsal cinsiyet ve LGBTİQ+ çalışmalarına giriş yapabilirsiniz.

Kaynakça

Altıntaş B. (2019), Biyolojik Cinsiyet Manasızlığı, Queer ve Performatif Kavramı Üzerine. URL: https://www.kreatifbiri.com/biyolojik-cinsiyet-manasizligi-queer-performatif-kavrami/

Butler, J. (2008), Altüst Edici Bedensel Eylemler, Cinsiyet Belası, s. 151-214, Metis Yayınları.

Butler, J. (2013), Kritik Queer, Queer Tahayyül, s.121-148, Sel Yayıncılık.

Düzenleyen: Tuğçe Bayır