Find Us on Socials

ALMANCILAR: Bir Türk Diasporası I

Bu yazı Can Pekcan Birinci ve Zeynep Bedir tarafından düzenlenmiştir.

Diasporanın Oluşumu

İkinci Dünya Savaşı, Avrupa devletlerine iş gücü açığı sebebiyle önemli ekonomik zorluklar yaratmıştır. Bu sorunlar, konuk işçi davetiyle aşılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda, Almanya’ya gönüllü Türk emek göçü gerçekleşmiştir. Türkiye-Almanya İşgücü Antlaşması, 30 Ekim 1961’de imzalanmış ve ilk yıl 6800 Türkiye vatandaşı Almanya’ya göç etmiştir. Bu antlaşmanın altında yatan temel sebepler, Almanya’daki işsizliği azaltmak ve Türk sanayisinin gelişimi için gerekli olan bilgi ve uzmanlığı göçmen işçiler sayesinde edinmekti (Demirağ ve Kakışım, 2018). Bugün ise, yaklaşık 3 milyon göçmen sayısı ile Türkiye diasporasının çoğunluğu Almanya’da bulunmaktadır.

Almanya’ya antlaşma sonrası ilk on yıl içinde göç eden birinci kuşak, ev sahibi devlet hakkındaki bilgi eksiklikleri sebebiyle büyük zorluklar yaşamıştır. Birinci kuşak bireyler, Türk değerlerini korumakta kararlı; vasıfsız ve misafir işçiler olarak görülmekteydi. Türklerin Almanya’da kalıcı olacakları ise ikinci kuşakta fark edilmeye başlanmış ve entegrasyon politikaları bu dönemde uygulanmıştır. İkinci kuşak üyeler, birinci kuşağın çocukları olan veya 1974-1984 yılları arasında aile birleşimi yasaları kapsamında göç etmiş vatandaşlardır. İkinci kuşak, Alman okullarında eğitim görmeye ve Almanca konuşabilmeye başlamıştır. Almanya’da doğan ve eğitim gören 20-40 yaşlarındaki Türkiyeli üçüncü kuşak göçmenler ise akıcı Almancaları ve uygulanan entegrasyon politikaları sayesinde, Alman kültürüne önceki kuşaklara göre daha yakınlardır. Ancak bu durum, üçüncü kuşak üyelerinin ana vatan kimliklerine yabancılaşmalarını da beraberinde getirmiştir.

Almanya-Diaspora İlişkileri

Almanya, bir göçmen devleti olmasına karşın; barındırdığı aşırı milliyetçi eğilimlerle, yabancıların marjinalleştirildiği bir yer olmuştur. 1990’lı yıllarda, Türkiye diasporasına karşı gerçekleşen saldırılar, göçmenlerin entegrasyon sürecinde büyük yaralar açmıştır. Ancak, diasporanın entegrasyon eksikliğiyle yaşadığı yabancılık statüsü, yalnızca ev sahibi devlette geçerli değildir. Türkiye’de, Almanya’da yaşayan göçmenlere ‘’Almancı’’; Almanya’da ise toplumsal farklılıklara sahip oldukları için “yabancı” (Ausländer) denmektedir (Çınar, 2017).

Türkiye diasporası, Almanya’daki en büyük göçmen grubu olmasının yanı sıra en az asimile olmuş gruptur. Bu durumun en büyük sebeplerinden biri, göçmen grubun uzun süre Alman vatandaşlığı almaktan mahrum kalmasıdır. Almanya’nın vatandaşlık sistemi, toprağa (jus soli) değil kana (jus sanguinis) dayalı olması nedeniyle; Türkiye diasporası 1990’dan itibaren ancak belirli ve görece katı koşullar altında Alman vatandaşlığı alabilmişlerdir (Demirağ ve Kakışım, 2018).

İkinci ve üçüncü kuşak diaspora, Almanya’da ırkçılığa en çok maruz kalmış üyelerdir. 1980’li yıllarda, Almanların yabancı kültür karşıtlığı görülmeye başlanmıştır. Bunun en önemli sebeplerinden biri, birinci kuşak işçilerin yalnızca Almanya’daki iş gücü açığını kapatmak için çalışmasıdır ve bu açık, yerel halkın çalışmaktan kaçındığı işleri kapsamıştır. Bu bağlamda, Alman işçiler için bir tehdit unsuru olmayan göçmen işçiler; ikinci ve üçüncü kuşaktan itibaren başlayan yerel vatandaş rekabeti ile, yabancı düşmanlığına maruz kalmışlardır. İkinci ve üçüncü kuşak göçmenler, Almanya’da eğitim almış; kültürel bilgi birikimleri ve dil kabiliyetleri, ilk kuşağa nazaran daha yüksek bireylerdir. Bu sebeple büyüklerinin yaptıkları işleri yapmak istemeyip, iş ve yükseköğretim alanlarında yerel vatandaşlara rakip konuma düşmüşlerdir.

Diasporanın maruz kaldığı yabancı düşmanlığının bir sebebi de 11 Eylül’den sonra artan İslamofobi ve ırkçılıktır. Türk diasporasının, Almanya’daki Müslüman nüfusun oldukça büyük bir kısmını oluşturduğu göz önüne alındığında; ayrımcılık ve yabancı düşmanlığından doğrudan etkilenmesi kaçınılmaz görülebilir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, b.t.).

Verdugo ve Mueller (2008), Türk diasporasının, kaçınılmaz olarak, Alman toplumu ile çeşitli etkileşim ve alışverişlerde bulunmasını incelemişlerdir. Ancak diaspora nüfusunun büyük bir kısmı sosyal ve kültürel olarak izole olma eğilimindedir. Bu eğilim, yapılan üç istatiksel araştırma ile gösterilebilir. İlk olarak, 2001’de yapılan bölgesel araştırmalar, diasporanın yaklaşık %20’sinin ‘’Türk’’ mahallelerinde yaşadığını göstermektedir. İkinci olarak, 1990’lardaki evlilikler incelendiğinde, dış evlilik oranı açısından Almanya’nın en izole grubu Türk diasporası olmuştur. Evli Türk kadınlarının %98’i bir Türk erkeğiyle, Türk erkeklerinin ise %95’i bir Türk kadınıyla evlenmiştir. Diasporanın izolasyonundaki üçüncü etmen ise 90’lı yıllardaki yüksek işsizlik (%22) oranı olmuştur.

Öte yandan, Türkiye ve Uyum Araştırmaları Merkezi Vakfı (Essen), anket araştırmalarına göre 950 bin kişilik Kuzey Ren-Vestfalya’da yaşayan diasporanın entegrasyonunda son yirmi yılda olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Ankete katılanların %63’ü Almanya’da kendilerini ‘’tamamen evlerinde’’ hissettiklerini söylemiştir (Deutsche Welle, b.t.).

Ayrıca ikinci kuşak diaspora bireyleri, birinci kuşağın birikimlerini toplumsal yapıda kazanca dönüştürmüş, sosyal ve kültürel hayatta varlıklarını Alman toplumuna kabul ettirmişlerdir. Her alanda sürdürülmeye çalışılan varlık mücadelesi, Türk diasporası ve Almanya arasındaki etkileşimleri arttırmıştır. Bunun yanında, Almanların milletlerini Almancaya verilen değerle yaratmalarından kaynaklı gerçekleşen Almanca öğretimi, entegrasyon çalışmalarının ilk ve en temel aşaması olmuştur. Bu yolla, birinci kuşak bireylerin aksine, sonraki kuşakların önünden en büyük entegrasyon engeli kalkmıştır.

Üçüncü kuşak, Almanya’nın entegrasyon çalışmalarının etkilerinin en net görüldüğü kuşaktır. Almancayı ana dillerinden daha iyi bilmeleri ve Alman arkadaş çevreleri oluşturmaları, Türkiye’ye ve Türk kültürüne karşı ön yargılı olmalarına da neden olmuştur. Ayrıca bu kuşak diaspora bireyleri, Alman vatandaşlığını tercih eder hale gelmiştir. Bu durum Almanya’nın entegrasyon çalışmalarının gözle görülür bir sonucudur. Ancak, üçüncü kuşaktaki değişimler gözlemlendiğinde Almanya’nın entegrasyon çalışmalarının, Türk diasporasını topluma kazandırmaya çalışmaktan öteye geçtiği söylenebilir (Demirağ ve Kakışım, 2018). Bu durumun sebepleri bir sonraki ‘’Almancılar’’ yazımızda, Türkiye ile diasporanın ilişkileri ve Almanya’daki diasporanın kurumsal çerçevesi incelenerek açıklanmaya çalışılacaktır.

Kaynakça

Çınar, Y. (2017). TÜRK ALMAN İLİŞKİLERİNDE ALMANYA’DAKİ TÜRK GÖÇMENLER (1961-2000) . Bitlis Eren Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi Akademik İzdüşüm Dergisi , 2 (2) , 1-21. https://dergipark.org.tr/tr/pub/beuiibfaid/issue/29631/318208

Demirağ, H. ve Kakışım, C. (2018). Almanya’daki Türklerin göç ve entegrasyon süreci: Birinci ve üçüncü kuşak karşılaştırması. Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, 75, 123–152. http://dx.doi.org/10.26650/jspc.2018.75.0011

Deutsche Welle. (b.t.). Almanya’yı “evi” gören Türklerin sayısı artıyor. https://www.dw.com/tr/almanyay%C4%B1-evi-g%C3%B6ren-t%C3%BCrklerin-say%C4%B1s%C4%B1-art%C4%B1yor/a-57197503

T.C. Dışişleri Bakanlığı. (b.t.). Turkish Citizens Living Abroad. Ministry of Foreign Affairs. https://www.mfa.gov.tr/the-expatriate-turkish-citizens.en.mfa

Verdugo, R. R., ve Mueller, C. (2008). Education, Social Embeddedness, and the Integration of the Turkish Community in Germany: An Analysis of Homeland Identity. European Education, 40(4), 3–22. https://doi.org/10.2753/EUE1056-4934400401